Berlin GezveGez Notları

Kuzey Almanya’da Spree ve Havel nehirleri arasına kurulmuş olan Berlin, ülkenin en büyük şehridir. Almanya’nın şu anki başkenti olan şehir 1961’den 1990’a kadar, “utanç duvarı” olarak da bilinen Berlin Duvarı ile Doğu ve Batı Berlin olarak ikiye bölünmüştü… Yakın geçmişte bu UTANÇ DUVARI Berlin ile beraber anılmış, Berlin deyince DUVAR akla gelmişti..

Kuruluşu 14. yüzyılın başlarına dayanan Berlin o günlerde küçük bir yerleşim olan Brandenburg’un, daha sonra Prusya’nın başkentliğini yapmıştır.. 18. yüzyılda Prusya’nın güçlenmesi neticesinde önce Kuzey Almanya’nın, daha sonra Avrupa’nın siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir.. Kurulduğundan beri şehrin var olan “Başkent olma geleneği” 1871’de Alman İmparatorluğu, 1933 yılında Nazi Almanyası ile devam etmiştir VE BU GÜN “BAŞKENT OLMA GELENEĞİNİ” HALA SÜRDÜRMEKTEDİR.

İkinci Dünya Savaşı Berlin için dönüm noktası olmuş, bombalara maruz kalmış, müttefikler tarafından işgal edilmiş ve SSCB, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa tarafından 4 farklı bölgeye ayrılmıştır.. O günlerde Batı ülkeleri ile SSCB arasındaki siyasi farklılaşmalar Almanya’nın ve Berlin şehrinin doğu ve batı olarak ikiye ayrılmasına neden olmuştur..Bu ayrımın simgesi olarak 12 Ağustos 1961’de şehrin iki yakası arasında “berlin duvarı” nın yapımına başlanmıştır.. Berlin Duvarı şehirde yıllarca varlığını sürdürmüş, aynı milletin insanlarının şehrin farklı bölgelerinde yaşamasına neden olmuş, insanların karşı tarafa geçişlerini engellemiş, bir çok dramatik olayın yaşanmasına neden olmuştur. Yaşanan siyasi gelişmeler 1989 yılında duvarın yıkılmasını sağlamıştır.

3 Ekim 1990’da iki Almanya’nın resmen birleşmesiyle Berlin eyalet şehir olarak eski bütünlüğüne kavuşmuş ve birleşik Almanya Federal Cumhuriyeti’nin başkenti olmuştur.

Tarihi geçmişi, şehrin zaman içinde yaşadıkları, Almanya’nın başkenti olması Berlin’i gezilesi-görülesi bir şehir yapmaktadır.Sanat, tarih ve modern yaşamın bir arada bulunduğu bu şehirde tarihi eserler, çok sayıda müze ve galerileri gezebilirsiniz. Özellikle Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan Müzeler Adasındaki müzeleri mutlaka görmelisiniz.. Berlin Duvarı kalıntıları ve üzerinde çizilmiş sanat eserleri, Parlamento binası ve içinde yapacağınız tur, Unter den Linden Bulvarı iki yakasında bulunan binalar, Soykırım Anıtı, Tiergarten bahçeleri ve çevresi, çok özel bir yer olan Checkpoint Charlie, Şehrin simgesi haline gelmiş Brandenburg Kapısı ve daha bir çok yer…Ayrıca Berlin Avrupa’da alışveriş ve eğlence için de tercih edilen şehirlerden birisidir…

Şehirde yaşayan çok sayıda vatandaşımızın olması Türkiye’den çıkan seyyahların sıkça tercih ettiği bir rota olmasını sağlamaktadır.. Özellikle “Küçük İstanbul” olarak adlandırılan  “Kreuzberg” semtinde kendinizi Türkiye’de hissedeceksiniz.

Gezi öncesi şehri “basılı harita” üzerinde incelemek, gidince haritayı kullanmak tavsiye edebileceğim bir alışkanlığımdır.. Cep telefonundan kullanabileceğiniz bir çok harita olmakla birlikte, onları ancak ekranınızın boyutu kadar görebilirsiniz…
Oysa basılı haritaları; daha büyük ebatlarda kullanabilir, şehre geniş perspektiften bakabilir ve üzerine notlar alabilirsiniz…
Berlin’de turizm ofisinden de basılı harita alabilirsiniz.. Ancak gezi öncesi incelemek ve bastırarak kullanmak için, 2 adet Berlin Haritası tavsiyeme aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz : 

 http://www.vidiani.com/large-scale-tourist-map-of-berlin-city/

https://www.mapsland.com/europe/germany/berlin/large-detailed-berlin-top-tourist-attractions-map

Berlin’in merkezindeki Müzeler Adası, Avrupa’nın en seçkin müze komplekslerinden birisidir.. Spree nehri üzerindeki küçük bir adanın 1 kilometrekarelik bölümünü kaplamaktadır ve buradaki müzeler dünyanın yaklaşık 6000 yıllık hazinelerini saklamaktadır.. Şehri tanıtım yazıma buradan başlamak istedim.. Siz ne dersiniz bilemem ama, bana göre Berlin’i gezerken olmazsa olmaz olan en önemli yer Müzeler Adasıdır

Müzeler Adası’nda ; Bode-Museum, Neues Museum, Altes Museum, Alte Nationalgalerie, Pergamonmuseum dan oluşan 5 adet müze 1999 yılında UNESCO dünya kültür mirası listesine dahil edilmiştir.

Almanya’nın birleşmesi sonrası Müzeler Adası bir master plan çerçevesinde yeniden inşa edildi ve genişletildi. 2019’da “James-Simon-Galerie”  bir ziyaretçi merkezi, giriş noktası olarak açıldı.. Bu çalışmalar halihazırda devam etmekte, restorasyonlar itinalı bir şekilde ilerlemektedir.. Bu ilerlemeyi ve Müzeler Adasının geleceğini https://www.museumsinsel-berlin.de linkinden takip edebilirsiniz.…

Berlin’in parlayan yıldızı olan Müzeler Adasındaki tüm müzelere mutlaka zaman ayırın. Müzelerin birbirine yakın olması gezinizi pratik hale getirecektir. Müzeler için en az bir günü ayırmanızı tavsiye ederim.. Nefertiti büstü, Bergama sunağı, Milet Kapısı, Babil İştahar Kapısı sizi büyüleyecek eserlerden sadece bazılarıdır.. Bunun yanında Anadolu’dan götürülen (kaçırılan..) eserler sizi çok derinden etkileyecektir..Müzeler Adası ile ilgili daha detaylı bilgi için https://www.smb.museum/home/ sitesine girebilirsiniz.. Ayrıca bu siteden online bilet alabilirsiniz….

GEZveGEZ NOTU : Anadolu’dan Almanya ve diğer ülkelere götürülen (kaçırılan..) eserlerimizi daha yakından tanımak için bir KİTAP tavsiye ediyorum.. Yaşar YILMAZ, ANADOLU’NUN GÖZYAŞLARI..Gezinize başlamadan önce okumanız çok fayda sağlar..

Şimdi Berlin Müzeler Adasında bulunan 5 müzeyi tek tek tanıyalım..

Bizim için Müzeler Adasındaki en özel noktadır.. Müze ismini ana salonda sergilenen, Bergama şehrimizden götürülmüş Bergama Zeus Sunağı’ ndan almaktadır : Bergama Müzesi”.

1912-1930 yılları arasında Mimar Alfred Messels ve Ludwig Hoffman tarafından tasarlanarak yapılan müze 2. dünya savaşındaki bombardımanlardan etkilenmemesi için koruma altına alınmış, eserler başka yerlere taşınmıştır.. Savaş sonrası SSCB bu eserleri savaş ganimeti gibi görmüş ve bir çoğunu St. Petersburg şehrine götürmüştür.. Yıllar içinde eserlerin bir çoğu Almanya’ya geri gelse de koleksiyonun bazı önemli parçaları hala Rusya’da bulunmaktadır.

Müzenin en etkileyici eseri “Bergama Zeus Sunağı” dır..Onun yanında Milet Agora Kapısı, Babil İştar Kapısı, Ürdün Mshatta Sarayı Alınlığı, Gılgamış Destanı Tableti gibi eserler bu müzenin kalitesini oldukça yükseklere çekmekte, ilgi odağı olmasını sağlamaktadırlar.

Müze 3 bölümden oluşmaktadır : Klasik Antik Çağlar Koleksiyonu, Antik Orta Doğu Müzesi ve İslam Sanatı Müzesi.

Klasik Antik Çağlar Koleksiyonu : Olympia, Samos, Pergamon, Milet, Priene, Magnesia, Kıbrıs, Didyma kazılarından elde edilen eserlerden oluşmaktadır…. Koleksiyon; Arkaikten Helenistik çağlara ait heykellerin yanı sıra Yunan ve Roma antik çağından kalma sanat eserlerini içeriyor..Bu dönemlere ait; mimari öğeler, heykeller, yazıtlar, mozaikler, bronzlar, mücevherler ve seramikleri bulabilirsiniz.. Koleksiyonun yıldızları, Bergama Zeus Sunağı ve Milet Agora Kapısı’dır..

Antik Ortadoğu Müzesi : Çoğunluğu Alman arkeologlar  tarafından Asur , Sümer ve Babil kültürü alanlarındaki kazılarda bulunan eserler sergilenmektedir.. En önemli eser  Nebukadnetsar II’nin tahta oda cephesi ile birlikte İştar Kapısı ve Babil’in protokol Yolu‘dur..Ayrıca, Gılgamış Destanı’ndan tabletler de ilgi çeken eserler arasındadır.

İslam Sanatı Müzesinde, Ürdün Mshatta Sarayı Alınlığı ve Halep odası koleksiyonu ön plana çıkmaktadır..Ayrıca İznik çinileri, halılar, tekstil ürünleri, ışıklı el yazmaları, ciltçilik eserleri, seramik-metal eşyalar ve kaya kristali objeleri bulunmaktadır.

Bergama Müzesinde Anadoludan getirilen (çalınan) bir çok eser var…Pergamon’dan Zeus Sunağı, sunağın kabartmaları ve bir çok heykel en önemli eserler arasındadır… Milet Agora kapısı ve hemen karşısında yine Milet’den Trajan Kapısı müzenin Anadolu’dan gelen diğer yıldızlarıdır… Ayrıca Milet, Priene antik şehirlerinden getirilmiş bir çok sanat eserini gözlerinizle göreceksiniz.. Zincirli (Gaziantep) antik şehrinden getirilmiş Hitit dönemi eserleri M.Ö. 700 lü yıllara şahitlik ediyor.. Beyhekim’den (Konya) getirilen Selçuklu dönemi çinili mihrabı müzenin çok özel eserleri arasında bulunmaktadır..

GEZveGEZ NOTU : Yenileme çalışmaları nedeniyle Bergama Sunağı’nın olduğu bölüm başta olmak üzere bazı eserler 2023 yılına kadar kapalıdır.. Gitmeden önce açılıp açılmadığını araştırmanızı tavsiye ederim.

Mimar Karl Friedrich Schinkel’in tarafından 1823 ile 1830 yılları arasında inşa edilen Eski Müze (Altes Museum), Neo-Klasik mimari tarzının en önemli yapıları arasında yer almaktadır.. Prusya Kraliyet Ailesinin sanat koleksiyonunu sergilemek için inşaa edilmiş ve 1845 yılına kadar “Kraliyet Müzesi” olarak isimlendirilmiştir.

Berliner Dom’un hemen yanında  ihtişamlı bir müze binası sizi karşılar.. Binanın dışı 18 iyon sütunu ile süslenmiştir ve oldukça geniş bir yapıdır.. Sütunların hemen üstünde “Studio antiquitatis omnigenae et artium liberalium” (Dünyanın her yerinden sanat ve antik eserlerin incelenmesine) yazısı yer almaktadır.. Müzenin önündeki havuz-çanak, merdivenler, merdivenlerin sağında ve solunda bulunan atlı heykeller binanın ihtişamını oldukça arttırmaktadır..2. Dünya Savaşı sırasında bina çeşitli hasarlar almış ve 1966 yılında yeniden restore edilerek açılmıştır… Müzede Yunan, Etrüsk, Roma sanatı eserleri ve heykelleri sergilenmektedir.

Müzenin içine girildiğinde sizi karşılayan kubbe antik pantheon’dan esinlenerek yapılmıştır.. Kubbenin altında sıra sıra sütunlarla çevrilmiş geniş alan, heykeller ile süslenmiştir..Müzenin koleksiyonu 2011 yılında tekrar yapılandırılmış ve “klasik antik çağlar” ön plana çıkmıştır…Giriş katında MÖ.10’dan MÖ 1’e kadar Antik Yunan Sanatının etkileyici heykel, vazo, mücevherleri sergilenmektedir..Müzenin göze çarpan eserleri arasında  “Berlin tanrıçası heykeli” , “Dua eden çocuk”, “Berlin ressamının amforası” ve “Taranto’dan taht tanrıçası” yer almaktadır.

Müze’de Mavi Oda olarak isimlendirilen yerde “Münzkabinett Objeleri” bölümünü görebilirsiniz.. Burada MÖ. 7. yüzyıldan , MS. 3. Yüzyıla kadar toplanmış  madeni paralar sergilenmektedir.. Üst katta ise Etrüsk ve Roma İmparatorluğu döneminden kalan  sanat ve arkeolojisi eserleri bulunmaktadır.. Burada bulunan Etrüsk Koleksiyonu, İtalya dışındaki dünyanın en büyük koleksiyonlardan birisidir..

NOT: Müzenin önündeki “Çanak”, tamamen granitten ve tek taştan yapılmış dünyanın en büyük çanağıdır. Çapı 6,91 metre, ağırlığı 75 tondur ve 1831 yılında yerine monte edilmiştir.

Altes Müzesinde Anadoludan getirilen (çalınan) bir çok eser var…Başı Aphrodisias’da olan “İhtiyar Balıkçı” heykeli, Milet’den getirilmiş Dyonisos ve Satir heykeli, Troya’dan Athena Tapınağı’nın baştaban kabartması ilk akla gelenler..Ayrıca, Priene, Aphrodisias, Pergamon, Milet, Magnesia antik şehirlerinden gelen bir çok eseri gözlerinizle göreceksiniz..

Neus Museum (Yeni Müze) binası; Mimar Friedrich August Stüler tarafından planlanarak 1843-1855 yılları arasında inşa edilen, türünün çok özel örneklerinden birisidir.. Aslında, fazlasıyla kalabalık olan Altes Müzesinin yükünü hafifletmek için yapılmıştır.. II. Dünya Savaşı bombardımanları sırasında çok hasar gören müzenin savaş sonrası eski işlerliğine kavuşması ancak Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra olmuştur ve Mimar David Chipperfield önderliğinde kapsamlı bir şekilde restore edilmiştir..

Müze’de üç farklı koleksiyon görebilirsiniz.

Mısır Müzesi ve Papirüs Koleksiyonu: Antik Mısır’ın farklı dönemlerine ait bir çok eser sergilenmektedir. Heykeller, rölyefler, küçük sanat objeleri, taş lahitler ve Mısır mimarisinin anıtsal eserleri. ..Ayrıca kraliyet ailesi ve saray üyesi portre büstlerinin de dünyada eşi benzeri yoktur. Yapımında kullanılan taşın rengi nedeniyle, ”Berlin’in Yeşil Kafası” (Green Head) MÖ. 500 yılları “Geç Mısır” döneminin en önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Bu arada çok özel papirüs koleksiyonları da burada sergilenmektedir.

Ama bu bölümün en özel eseri “Kraliçe Nefertiti Büstü” ’dür…Bu şahaseri görmek için bile gitmeye değer bir yerdir.. Büstün üzerindeki boyalar Amarna döneminden günümüze kadar hiçbir restorasyon gerektirmeden güzelliğini korumaya devam etmektedir (Büstü görmeden gelmeyin, derim !!)

Prehistorya ve Eski Çağ Tarihi Müzesi : Bu bölümde “taş devrinden ortaçağ sonuna kadar uzanan” zengin varlıklar sergilenmektedir.. Üst kata geçen ziyaretçiler burada erken Avrupa tarihinin gelişme çizgilerini etkileyici bir şekilde görselleştiren taş, tunç ve demir devirlerine ayrılmış sergileri gezme imkanını elde etmektedirler..

Antik Eserler Koleksiyonu : Bu eserler için asıl müze alanı Altes’dir.. Pergamonmuseum’da da bazı eserler sergilenmektedir.. Antik Eserler Koleksiyonunun diğer müzelerden kalan bölümleri  burada sergilenmektedir. Antik Troya koleksiyonu ve “Priamos Hazinesi” ni görmeyi ihmal etmeyin..

Neues Müzesinde de Anadolu’dan getirilen (çalınan) eserler bulunmaktadır.. Ancak  Altes ve Pergamon Müzeleri kadar yoğun değildir..Magnesia ve Milet Antik Şehirlerinden mermer heykeller, ama daha çok Troya’dan MÖ. 2600 yıllarına dayanan kil kaplar ilginizi çekebilir..

Müzeler adasının iyice sivrilen kuzey ucunda bulunmaktadır. 1897-1904 yılları arasında inşaa edilen bina  Mimar Eberhard von Ihne tarafından Rönesans (Neo Barok) tarzında tasarlanmıştır. İlk yıllarında imparatorun adı ile anılmış ve Kaiser-Friedrich-Müzesi olarak tarihe not düşmüştür..

Bina, İkinci Dünya Savaşı’nda ağır hasar görmüş ve 1948 ile 1986 yılları arasında birkaç restorasyon geçirmiştir. 1956 yılından sonra müze, ilk müdürü ve iç dizaynını tamamlayan   “Wilhelm von Bode”’ye saygı için   Bode Müzesi olarak yeniden isimlendirilmiştir.

Kapsamlı yenileme çalışmalarından sonra müze binası 2006 sonbaharında halka açıldı. Önünde bulunan monbijou köprüsünün arkasında görkemli görünümlü kubbesi ile neo-barok bina müzeler arasında dikkat çekmektedir..Binaya girdiğinizde ana kubbenin altındaki Friedrich Wilhelm von Brandenburg’un atlı heykeli müzeye farklı bir ihtişam katmaktadır.

Bode Müzesi orijinal konseptin aksine, şimdi  Orta Çağ’ın başlarından 18. yüzyılın sonlarına kadar Prusya devlet heykel koleksiyonunun yanı sıra,  3. ve 15. yüzyıllar arasındaki Bizans Sanatı eserlerine ev sahipliği yapmaktadır. Bunun yanında dünyanın en büyük madeni para (Nümismatik) Koleksiyonuna müzenin en önemli bölümleri arasındadır. Müzede; aralarında Tilman, Riemenschneider, Donatello, Gianlorenzo Bernini, ve Antonio Canova’nın heykellerinin de bulunduğu diğer koleksiyonlarda görülmeye değer..Müze zaman zaman çeşitli sergilere ev sahipliği de yapmaktadır.

Bode Müzesinde de Anadolu’dan getirilen (çalınan) eserler sınırlı sayıdadır.. Özellikle istanbul’dan getirilen 11.-12. yüzyıl Bizans eserleri dikkat çekmektedir..

Eski Ulusal Galeri (Alte Nationalgalerie), mimarlar Heinrich Strack’ın ve Mimar August Stüler’in planlarına göre tasarlanmış olan Antik dönemi çağrıştıran, Tapınak benzeri yapının inşası 1867’den 1876’ya kadar sürmüştür. Binanın önündeki havuz, iki yandan simetrik olarak çıkan merdivenler ve merdivenlerin bitimindeki Frederick William IV‘e ait heykel muhteşemliğini arttırmaktadır.. Binanın girişinde, sütunların hemen arkasında, Otto Geyer’in tarih öncesi çağlardan 19. yüzyıla kadar Alman tarihini tasvir eden frizi görülmeye değerdir..

Alte Nationalgalerie; II. dünya savaşında müttefiklerin hava saldırılarında ağır hasar görmüş, kısmen 1949’da yeniden açılmış, ancak yeniden yapılanma 1969’a kadar devam etmiştir.. 1998 ve 2001 yılları arasında müze Alman mimar HG Merz tarafından tamamen yenilenmiş ve en üst kata bazı ekstra salonlar ilave edilmiştir..

Müze, 19. yüzyıla ait tablo ve heykel koleksiyonlarını barındırmaktadır.. Burada Caspar David Friedrich, Adolph Menzel, Sabine Lepsius, Franz von Stuck, Edouard Manet, Claude Monet, Johann Gottfried Schadow, Carl Blechen, Paul Cézanne, Auguste Renoir ve Auguste Rodin gibi sanatçıların başyapıtları sergilenmektedir..Öne çıkan eserler arasında ; Caspar David Friedrich’in “Deniz Kenarındaki Keşiş” (1808-1810), Edouard Manet’in “Kış Bahçesinde” (1878) / 79), Auguste Rodin’in “Düşünen Adam” (1881-83), Sabine Lepsius’un “Otoportresi” (1885), Paul Cézanne   “Pontoise’deki Değirmen” (1881), Adolph Menzel’in Sanssouci’de Büyük Frederick’in flüt konseri (1852) bulunmaktadır..

Brandenburg Kapısı şehrin ana sembollerinden en önemlisidir.. Berlin’de ayakta kalan tek tarihi şehir kapısı olmasının yanında, Berlin Duvarının yıkılmasından sonra adeta  “Birleşmiş  Almanya’yı” sembolize etmektedir..

Bu özel kapının hemen önünde şehrin en çekici meydanlarından biri olarak kabul edilen Pariser Platz bulunmaktadır… Meydanın hemen devamındaki Unter den Linden çok güzel bir yürüyüş caddesidir.. Kapının hemen kuzeyinde de Reichstag (Parlemento Binası) yer alır. Doğusunda (kapının arkasında) uzanan 17 haziran Caddesi Zafer Anıtı’na ulaşmaktadır..Şehrin tüm görsellerinde kapak resmi, turistlerin ilgi odağı, buluşmalar için “özel bir nokta” konumundadır..

Brandenburg Kapısı, Atina Akropolü’ndeki anıtsal giriş olan Propylaea‘dan esinlenerek Carl Gotthard Langhans’ın tarafından tasarlandı ve 1788-1791 yılları arasında inşa edildi.. Kapının yapım emrini Prusya kralı Frederick William II vermiştir..Neo klasik yapısı ile dikkat çeken bu ünlü kapı inşa edildiğinde şehrin girişinde yer almasına rağmen bugün şehrin merkezi bir yerindedir… Brandenburg Kapısı 26 metre yüksekliğinde, 65.5 metre genişliğinde ve 11 metre derinliğindedir. Kapının her iki yanında altışardan 12 Dor sütunu ve onların yanında birinde turizm ofisi diğerinde room of silence ( sessizlik odası) olarak kullanılan sütunlu yapılar adeta kapıyı tamamlamaktadır.

Kapının duvarlarındaki rölyeflerde yunan mitolojisinden sahneler betimlenmiştir.. Kapı üzerinde Quadriga olarak isimlendirilen, dört atın çektiği bir araba ile zafer tanrıçası Victoria’nın bronzdan heykeli yer almaktadır. Zafer Tanrıçası’nı temsil eden bir heykel olan Quadriga, Johann Gottfried Schadow tarafından 1793’te kapıya dikildi..1806  yılında Napolyon Prusya’yı yenince Quadriga’yı yerinden söktürdü ve Paris’e götürdü. 1814 yılında Prusyalı General Ernst von Pfuel Napolyon’u yenip Paris’i ele geçirince Quadriga’yı tekrar geri aldı ve Berlin’e geri getirdi.. Geldikten sonra Quadriga’daki tanrıçanın üzerindeki zeytin dalı, Prusya kartalı ve defne dallarıyla süslü haç ile değiştirildi. Orijinal Quadriga’dan sadece bir at kafası hayatta kaldı ve bugün Märkisches Müzesi koleksiyonunda tutulmaktadır…

Naziler iktidara gelince, kapıyı sembol olarak kullanmaya başladılar ve iktidara gelişlerini burada kutladılar.. II. Dünya Savaşı boyunca kapı tahrip oldu ama tamamen yıkılmadı. Doğu ve Batı Berlin hükümetleri kapıyı restore ettiler fakat kapı  Berlin Duvarı yapılana kadar açılmadı. Kapı daha sonraları Birleşmiş Özgür Berlin’in sembolü oldu ve 22 Aralık 1989’de, Helmut Kohl Batı Almanya Şansölyesi’yken yeniden açıldı. Bu resmi açılışı için burada 100.000 kişi toplandı..

Berlin’in bu simgesel yapısı “buluşma noktası” olmasının yanında bir çok etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.. Bu özel kapının üzerinde zaman zaman lazer-ışık gösterileri yapılmakta, hemen önünde konserler verilmekte, bazı özel günler kutlanmaktadır… Bu ve benzeri etkinlikler olduğunda kaçırmayın, mutlaka soluğu bu kapının önünde alın..

Brandenburg Kapısının hemen önünde, Unter den Linden caddesinin sonunda yer alan meydan 1734 yılında düzenlenmiştir… İlk yıllarda “Quarree” ismiyle anılan  Meydan, 1814 yılında Napolyon’un yenilip Prusya kuvvetlerinin Fransa’nın başkenti Paris’i işgal etmesi anısına “Pariser Platz”  ismini almıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda, bu tarihi meydanın etrafındaki binalar harabeye dönmüştür. Yeniden yapılanma ancak Almanya’nın birleşmesi sonrası 1990’larda başladı ve meydan bu günkü halini aldı..

Meydanın çevresinde ; Room of silence (Sessizlik Odası),  Allianz forum, Haus Sommer (Commerzbank tarafından kullanılıyor), ABD Büyükelçiliği, Palais Wrangel (DZ Bank tarafından kullanılıyor), Buchladen der Akademie (Sanat Akademisi) , Hotel Adlon Kempinski, Fransa Büyükelçiliği, Eugen-Gutmann-Haus (Dresdner Bank tarafından kullanılıyor), Palais am Pariser Platz, Haus Liebermann, Tourist Information at Brandenburg Gate bulunmaktadır.

Meydanda bulunan 2 adet sağlı sollu çeşme (Linke Wasserfontäne, Rechte Wasserfontäne ) ve etraflarındaki çim alanlar meydanın keyfini ve süsünü arttırmaktadır.. Metronun ve S bandın Brandenburg Tor durağı meydanın tam ortasına çıkmaktadır…

GEZveGEZ NOTU: Meydan manzaralı “Starbucks Cafe” de pencere kenarında yer bulursanız, özellikle soğuk havalarda hem kahvenizi yudumlar hemde Pariser Meydanı ve Brandenburg Kapısı’nı doyasıya seyredersiniz..

Reichstag, Alman İmparatorluğu’nun ilk parlamento binasıdır… Mimar Paul Wallot tarafından tasarlanan ve 1884-1894 yılları arasında yapılan binanın masrafları , Fransızların ödediği savaş tazminatıyla karşılanmıştır.. Bina mimari olarak Neo-Rönesans ve Klasisizm akımlarından izler taşımaktadır. Binanın girişindeki sütunların üstüne 28 Aralık 1916 tarihinde Dem Deutschen Volk (Alman Halkı’na)” yazısı eklenmiştir..28 Şubat 1933 tarihinde çıkan gizemli bir yangın sonucu bina kullanılamaz hale gelmiştir.. Yangından komünistler sorumlu tutulmuş ve sonrasında Naziler iktidara gelmiştir… II. Dünya Savaşı’nda harap olan binaya savaşın sonlarına doğru SSCB tarafından Zafer Sancağı çekilmiş, soğuk savaş döneminde ise Batı Berlin sınırları içinde kalmıştır..

20 Haziran 1991 tarihinde Berlin’in yeniden Almanya Cumhuriyeti’nin başkenti olmasıyla Reichstag’da yeniden “Almanya Federal Meclis binası” oldu… Açılan mimarlık yarışmasını kazanan ünlü mimar Norman Foster’in öncülüğünde yeniden restore edilen bina 19 Nisan 1999’da meclis binası olarak kullanıma açıldı.

Parlamento binasında “Reichstag Kubbesi” olarak anılan cam kubbeye ayrı bir paragraf açmak gerekmektedir.

Kubbe, mimar Norman Foster tarafından restore edilmiştir ve Almanya’nın birleşmesini sembolize etmektedir..

Ücretsiz olarak gezebileceğiniz, 360 derecelik bir bakış açısına sahip olan kubbeye, çevresini saran rampalar ile çıkıp inilmektedir… Giriş de “Türkçe” dahil bir çok dilde alacağınız kulaklıklar ile hem Berlin’in büyük kısmını görebilir hem de belli duraklarda kulaklık yoluyla Reichstag, çevredeki turistik yerler  ile ilgili bilgileri alabilirsiniz… Cam kubbeye çıkarken parlamento ana salonu  canlı olarak görülebilmektedir..

Cam kubbenin ortasında bulunan ana sütun üzerine çok ilginç aynalar monte edilmiştir. Bu aynalar özel tasarımlardır ve güneş ışınlarını aşağıdaki ana salona yansıtmakta, güneşin hareketlerine göre yön değiştirmektedir…Kubbenin genel tasarımı, halkın hükümetin üzerinde olduğunu da ifade etmektedir.

Çevre dostu olarak tasarlanan kubbe aynı zamanda enerji verimliliği esaslarını da taşımaktadır. Gün ışığından yararlanma ve binalardaki karbon emisyonunu azaltma yönündeki çabaları dikkat çekmektedir. Ayrıca üzerine inen yağmur suyunu arıtıp kullanmakta, üzerindeki güneş panellerinden elektrik elde edilmektedir..Cam kubbenin üst kısma doğru çıkıldığında, restoran ve çatı terası gibi geniş alanlar bulunmaktadır.

Kubbe ziyareti rezervasyonu için en doğru yol internet  ile yapmaktır. Rezervasyon için kullanacağınız link : https://visite.bundestag.de/BAPWeb/pages/createBookingRequest/viewBasicInformation.jsf?lang=en

Ayrıca Reichstag’in güney istikametinde Scheidemannstrasse caddesi üzerinde “Berlin-Pavillon” adında ziyaretçi kabul noktasında kubbe ziyareti için şahsi kayıtlarınızı yaptırabilirsiniz.. Yer varsa ziyaret saatinden iki saat öncesine kadar kişiye özel giriş izni verilmektedir. Kabul noktasına başvurduğunuz günden iki gün sonrasına kadar randevu alabilirsiniz..08-24 saatleri arası yapabileceğiniz ziyaretler için son giriş saat 21.45 de yapılmaktadır… Telefonla kayıt yaptırmanız mümkün değildir, sadece açık olduğu zamanları sormak için  +49 30 / 227-32152 veya +49/30 227-35908 numaralı telefonları kullanabilirsiniz.

Kubbenin doğusunda bulunan çatı katı teras restoranı her gün saat 09-24 arasında açıktır. (030) 22 62 99 33 numaralı telefon hattından ya da elektronik posta yolu ile kaeferreservierung.berlin@feinkost-kaefer.de adresinden rezervasyon yapabilirsiniz.Bu arada Reichstag ile ilgili daha fazla bilgi için resmi sitesini gezebilirsiniz.. Diller arasında Türkçe’de bulunmaktadır.  https://www.bundestag.de/tr

Parlamento binasının hemen arkasında her yaz gecesi film, ışık, projeksiyon  gösterisi var.. Friedrich-Ebert-Platz Caddesinin sonunda, Spree nehri kenarındaki basamaklara oturduğunuzda bu güzel şovu ücretsiz olarak izleyebilirsiniz.. Alman parlamento tarihi; ışık, ses, multimedya şovu ile ve çeşitli dillerde alt yazı seçenekleri ile size 30 dakika boyunca keyifli anlar sunmak için bekliyor.

“Ihlamur Ağaçlarının Altında” anlamına gelen “Unter den Linden” Berlin’in en ünlü bulvarlarından birisidir.  Brandenburg Tor ‘un doğu yönünden, Berliner Dome yanında bulunan  Schloss Platz’a kadar devam eden bulvar yaklaşık 1,5 kilometre uzunluğundadır… Berlin’in tarihi bölümünün merkezinde yer alan bulvar 16. yüzyılda Prens Johann Georg tarafından, Tiergarten’da yer alan avlanma bölgesine ulaşmak için bir at arabası yolunun yerine yaptırılmıştır. 1647 yılında I. Frederick William tarafından saraydan şehir surlarına kadar uzanan ıhlamur ağaçlarıyla çevrili bir bulvar haline getirilmiştir.. Bulvar ismini üzerine dikilen ağaçlardan almıştır.. İlk dikilen Ihlamur ağaçları çeşitli zamanlarda, sökülmüş veya kurumuştur.. Bu günkü ağaçlar 1950 yıllarında dikilmiş olanlardır.

Bulvarın her iki yanında bulunan prestijli binalar güzellikleriyle dikkat çekmektedir. II. dünya savaşı sonrası restore edilmeye başlayan bu binalar Almanya’nın birleşmesi sonrası hız kazanmış, alt katlarında birçok cafe, restaurant ve şık mağazalar açılmıştır.. Berlin’e gittiğinizde bu bulvar’ı boydan boya gezmeyi ihmal etmeyin…

Bulvar, Berlin Katedrali’nin hemen karşısında bulunan Schloss Platz’dan başlamaktadır.. Günümüzde bu meydanda Berlin Kent Sarayı (Berliner Stadtschloss) aslına uygun olarak yeniden inşa edilmektedir…Batı yönüne doğru Bulvarı gezmeye başladığınızda karşınıza çıkacak ilk yapı  (Schlossbrücke) Scloss Köprüsü’dür.. Üç kemerli köprü üzerindeki 8 adet heykel “savaşçıları ve zafer tanrıçalarını” temsil eder.

Berlin Katedrali’nin karşısında bulvardaki 1 numaralı yapı, zamanın komutan evi olan Alte Kommandantur‘ dur. Hemen karşısında bulvarın en eski yapısı olan, şehrin eski cephaneliği bulunmaktadır. 1695-1706 yılları arasında inşa edilen yapı günümüzde (Deutsches Historisches Museum) Alman Tarih Müzesi olarak kullanılmaktadır. Solda 3 numaralı bina, Hohenzollern Hanedanı veliaht prenslerinin eski sarayı olan Kronprinzenpalais’ dır. Çatısında bulunan 4 heykel ile dikkat çeken bina, günümüzde sergi, toplantı, etkinlik mekanı olarak kullanılmaktadır. Hemen karşısında 4 numara ise, 1817 yılında inşa edilmiş eski askerî karakol Neue Wache‘ dir. Günümüzde burası “savaş ve zorbalık (diktatörlük) kurbanları” anıtıdır. Sade olarak dizayn edilmiş odanın ortasında, Käthe Kollwitz’in “Ölü Oğlu Annesiyle” heykelinin büyütülmüş bir kopyası bulunmaktadır (Orijinali, Köln’deki Kollwitz Müzesi’ndedir)..

Neue Wache binasının hemen yanında Humboldt Üniversitesi ana binası bulunmaktadır.. Kapının sağında ve solunda bulunan heykeller dikkat çeker.. Elinde kitap olan üniversitenin kurucularından Wilhelm von Humboldt‘e, bir kürenin üzerinde oturansa araştırmacı kardeşi  Alexander von Humboldt’e aittir.. Üniversite’de Fichte, Hegel, Robert Koch, Albert Einstein gibi akademisyenler çalışmış, Heinrich Heine, Karl Marx ve Friedrich Engels gibi öğrenciler okumuştur. Üniversitenin hemen yanında Berlin Şehir Kütüphanesi (Staatsbibliothek) bulunmaktadır.

Üniversitenin karşısında, bulvarın ortasında “yapım emrini” veren  “Büyük Friedrich’in Atlı Heykeli” tüm ihtişamıyla bulvarı selamlamaktadır. 1851 yılında tamamlanan heykel 5,6 metre yüksekliğindedir.. Alt kaidede ünlü asker, siyasetçi, biliminsanı ve sanatçıların heykelleriyle çevrilidir.. Kaidenin üst kademesinde Büyük Friedrich’in yaşamından sahnelerin olduğu rölyefler vardır

Heykelin hemen karşısında  Bebelplatz meydanı vardır. 18 yüzyılda Roma forumlarına özenerek tasarlanan meydan ilk yıllarda Opernplatz (Opera Meydanı) ismi ile anılmış, 1947 yılında siyasetçi August Babel’in adını almıştır. Bu meydan 10 Mayıs 1933’de Nazilerin kitap yakma eylemi ile ünlenmiştir.. Yakılan 25.000 kitabın anısına, meydanın ortasında zemine yapılmış Micha Ullmann’ın bir anıtı vardır.. Zemine gömülü saydam bir kareden aşağıya baktığınızda boş rafları olan bir kitaplık görebilirsiniz.. Yanındaki yazıt’da Şair Heinrich Heine’nın  1820 yılında adeta geleceği haber veren sözleri dikkat çekiyor : “kitap yakarsan, sonunda insanları da yakarsın”..Meydanın çevresinde Berlin Şehir Operası, St. Hedwig Katedrali, Altes Palais (Eski Saray), Alte Bibliothek (Eski Kütüphane) binaları dikkat çeker..

Bulvar boyunca batı yönünde Brandenburg Kapısına doğru ilerledikçe Atlı Heykelin hemen arkasından  ıhlamur ağaçları başlar ve ; Altes Palais (Eski Saray), Staatsbibliothek (Devlet Kütüphanesi), Deutsche Guggenheim (Müze-Sergi Salonu), Madame Tussauds Berlin Müzesi, Rusya ve Macaristan büyükelçilikleri ile Pariser Platz çevresindeki binalar görülmeye değer yerlerdir..

Gendarmenmarkt Berlin’in en güzel meydanlarından birisi olarak anılmaktadır..Unter den Linden Bulvarı’nın hemen altında, Babelplatz’ın iki sokak gerisindedir. Birbirine simetrik, kulelerle süslenmiş iki kilise, ortalarındaki Konser Salonu ve salonun önündeki Şair Friedrich Schiller heykeli meydanın en güzel süsleridir… Güzel havalarda yapılan “açık hava konserleri” ve Aralık ayında kurulan “Noel Pazarları” meydanın keyfini arttıran unsurlardır.

Meydan onyedinci yüzyıl sonunda İmparator  Friedrich I tarafından “Friedrichstadt Pazar Meydanı” projesi olarak ortaya atılmış ve Mimar Johann Arnold Nering hayata geçirmiştir.. Meydanın Ana sakinleri Fransa’dan gelen mülteciler olduğu için bir köşesine Fransız Protestan topluluğu diğer köşesine Alman Lutheran cemaatine birer kilise yapmaları için izin verildi..Gendarmenmarkt ismi 1773 yılına kadar meydanda görevli olan Gens d’Armes birliğindeki atlı süvarilerin ahırlarından gelmektedir.

İkinci Dünya Savaşı sırasında buradaki yapıların çoğu büyük hasar gördü ya da yıkıldı..1970’lerde, Doğu Berlin hükümeti mevcut haliyle yeniden inşa etmeye başladı.. Yenileme ve restorasyon çalışmaları günümüze kadar devam etti.. 1950 yılında Platz der Akademie olarak isimlendirilen Gendarmenmarkt, 1991’de Almanya yeniden birleştikten sonra tekrar eski ismini aldı.

Şimdi Meydandaki yapıların en önemlilerini
tek tek tanıyalım..

Fransız Katedrali (Almanca: Französischer Dom): Meydandaki iki katedralden daha eski olanıdır. Louis Cayart ve Abraham Quesnay tarafından 1701-1705 yılları arasında Huguenot cemaati için inşa edilmiştir. Katedral, Fransa’da 1688 yılında tahrip olan Huguenot kilisesi “Charenton-Saint-Maurice” model alınarak tasarlanmıştır. Fransa’dan sürülerek Berlin’e yerleşen Huguenot’lar buradaki yaşam biçimleri, kültürleri ile iz bırakmışlar, şehrin ticari, bilimsel, sanatsal, gelişimine çok katkı sağlamışlardır.. Katedralin içindeki “Huguenot Müzesi” topluluğun geçmiş yaşamına ışık tutmaktadır.. Binanın en önemli özelliği 1785 yılında, kilise bittikten 80 yıl sonra yükseklik ve ihtişam katmak adına bir kule ilave edilmesidir.

Konzerthaus Berlin (Konser Salonu) : 1817 yılında çıkan yangında yıkılan Ulusal Tiyatro’nun kalıntıları üzerine yapılmış olan “Geç Neo-klasik” yapının mimarı Karl Friedrich Schinkel’dir…1818-1821 yıllarında yapımı tamamlanan konser salonu’nda eski binanın bazı parçaları, portiko sütunları ve dış duvarları kullanılmıştır. II. Dünya Savaşında tahrip olan bina, farklı bir iç mekan planıyla konser salonu olarak yeniden düzenlenmiştir.. Binanın dışında müzik dâhilerini simgeleyen heykeller bulunmaktadır.. Cephenin en üstünde griffonların bir arabayı süren apollon heykeli vardır…Bina günümüzde bir senfoni orkestrası olan “Konzerthausorchester Berlin” ‘e ev sahipliği yapmaktadır. Akustik olarak salon müzik ve / veya opera için dünyanın en iyi beş konser mekanı arasında kabul edilmektedir. Yılda yaklaşık 550 aktivite ile sanatın merkezi konumuna yerleşmiştir.. Daha fazla bilgi için https://www.konzerthaus.de/en/ linkini ziyaret edebilirsiniz.

Friedrich Schiller Heykeli: Alman dilinin en önemli dramatistlerinden ve söz yazarlarından biri olarak kabul edilen şair, filozof ve tarihçi Friedrich Schiller’ in heykeli Konzerthaus Berlin’in hemen önündedir. Reinhold Begas’ın yapıtı olan heykel 1869 yılında dikilmiştir. Naziler 1930’larda heykeli yerinden kaldırmış, 1988 yılında tekrar yerine monte edilmiştir.. Heykel; Tarih, Lirik (Şiir), Felsefe ve Trajedi betimleyen alegorik figürlerle çevrili bir kaideye oturtulmuştur.

Alman Katedrali (Almanca: Deutscher Dom): Gendarmenmarkt meydanının  güneyinde yer almaktadır. Martin Grünberg tarafından beşgen olarak tasarlanan yapı, 1708 yılında Giovanni Simonetti tarafından inşa edilmiştir. Eski bir Alman Protestan kilisesidir. Hemen karşısındaki Fransız Katedralinde olduğu gibi 1785 yılında binanın üstüne bir kule ilave edilmiştir. Katedral, II. Dünya Savaşı sırasında, 1945 yılında çıkan yangınla tamamen yıkılmıştır, Almanya’nın birleşmesi sonrası yeniden inşa edilmiş ve 1996 yılında “Alman parlamenter tarih müzesi ve sergi alanı” olarak yeniden açılmıştır.

Berlin’in simgeleri arasında yer alan bu yapı Müzeler Adasının içindedir.. Mimar Julius Carl Raschdorff’un Neo-Barok tarzlarındaki planlarına göre 1894-1905 yılları arasında Alman İmparatoru William II’nin emriyle inşa edilen  bina , Almanya’daki en büyük Protestan kilisesidir.. Beğenilmeyen eskisinin yerine yapılan Katedral, 98 metre yüksekliğindeki yeşil kubbesi ile şehrin her noktasından görülmektedir..

İkinci Dünya Savaşı sırasında katedral ağır hasar gördü. Almanya’nın bölünmesinden sonra şehrin doğu bölümünde kaldı.. Katedrali restore etme çalışmaları 1975’te başladı fakat Doğu Alman yetkililer kilisenin bir bölümünü yıktılar.. Restorasyon, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından dört yıl sonra ancak 1993’te tamamlandı. Son olarak  2008 yılında ana kubbenin üzerine mevcut kubbe haçı kaldırılmış, yerine bir altın haç konulmuştur.

Katedralin ihtişamlı kubbesi, çevresindeki dört kulesi, havarilerin heykelleri ile süslenmiş heybetli dış mimarisinin yanında içinde de sizi güzel detaylar beklemektedir.. Zengin dekorasyona sahip ihtişamlı iç mekanını 20. yüzyılın başlarında Julius Raschdorff tasarlamıştır. Mermer sunak, vaiz kürsüsü, küçük nişlerin tavanlarındaki dört İncil yazarının mozaik tasvirleri, apsislerin pencerelerindeki Hz. İsa’nın yaşamından sahnelerin olduğu vitraylar, etkileyici heykeller ve şapellerdeki tablolar görülmeye değerdir.

Katedral içinde Avrupa’nın en önemli Hanedan Mezarları bulunmaktadır. ”Hohenzollern Mahzeni” olarak da isimlendirilen yapıda Hohenzollern aile bireylerinin, devlet yetkililerinin ve Berlin şehri üzerinde önemli bir etkisi olan prensler ve kralların mezarları vardır.

Bina kilise hizmetlerine ek olarak, devlet törenleri , konserler ve diğer etkinlikler içinde kullanılır. Bu muhteşem ortamda bir konseri ziyaret etmek oldukça büyük bir deneyim olabilir. Wilhelm Sauer’in eseri olan orgun mükemmel oymaları, zengin tonları gerek ziyaret sırasında gerek özel konserler sırasında duyulabilir.. Katedralin içinde minik bir müze olduğunu hatırlatmak isterim (Cathedral Museum)..

Berlin’in tarihi bölgesinin 3600 manzarasına ulaşmak için kubbenin çevresine 270 basamak ile  tırmanabilirsiniz. Bu alandan çarpıcı, panoramik fotoğraflar çekeceğinizi garanti edebilirim.. Gayret gösterin ve mutlaka çıkın.. Katedral ve etkinlikler ile ilgili daha fazla bilgi için   https://www.berlinerdom.de/ sitesini ziyaret edebilirsiniz…

Berlin Katedrali’nin karşısında, Spree nehrinin hemen yanında yer alan DDR Müzesi Berlin’de tavsiye edebileceğim, ilginç, kompakt, gezmesi kolay bir yerdir… Müze, ikinci dünya savaşı sonrası ikiye ayrılan Almanya’nın doğu kısmındaki (Demokratik Almanya Cumhuriyeti – DDR)  günlük yaşamdan çok güzel sunumlar barındırmaktadır…. O zamanlardan kalan yaşam biçimi, kıyafetler, kullanılan aletler, cihazlar ilginizi çekebilir..

2006 yılında açılan müze klasik müzelerin dışına çıkarak sizleri farklı bir atmosfere çekmektedir. Çoğunlukla vatandaşların evlerinden getirdikleri eşyalar klasik vitrinlerde sunmak yerine, ziyaretçileri özellikle dokunmaya ve denemeye davet etmektedir.. Müzede üç tema ön plana çıkarmaktadır: “Kamusal Yaşam”, “Devlet ve İdeoloji” ve “Günlük Yaşam”. Temaların her biri eleştirel bir ışık altında sunulmakta, DDR’nin olumlu ve olumsuz yanları bu müze de ziyaretçilere yansıtılmaktadır.

Müze ile ilgili daha fazla bilgi için  https://www.ddr-museum.de linkini tıklayabilirsiniz.

Berlin Katedrali’nin yakınında, Spree nehrinin hemen kenarındaki bu mahalle Berlin’in en eski yerleşimleri arasındadır.1200 yıllarında inşaa edildiği düşünülen bu mahalle; hem yerel halkın, hem de turistlerin gözde yürüyüş yerleri arasında bulunmaktadır.. II. dünya savaşına kadar burada Berlin’in en eski evleri bulunmaktaydı.. Savaş sonrası Doğu Almanya Hükümeti tarafından başlatılan yenileme çalışmaları günümüze kadar ulaşmıştır.. Ayakta kalmış bir-iki evin restorasyonu yanında, evlerin çoğu tarihi yapıların replikasıdır..

Bu mahalle ismini Berlin’in en eski kilisesi olan “Nikolaikirche” ‘den alır.. Mahalle; daracık sokakları, restore edilmiş evleri, gözde restaurantları, minik hediyelik eşya dükkanları, şık cafeleri ile mutlaka ziyaret etmeniz gereken bir yer. Fotoğraf makinanızı alın ve bu daracık, sevimli sokaklara kendinizi bırakın..

Şimdi Mahallenin bazı yapılarını tanıtalım…

Nikolaikirsche; bu mahalleye adını veren kilise, karakteristik çift kulesi ile bölgenin kalbidir.. Berlin’in en eski dinsel yapısı olan bu binanın 1230 yıllarında yapıldığı sanılmaktadır.. Bu yıllardan sadece ön cephenin sağlam alt duvarları kalmıştır..1877 yılında yapılan restorasyonda, barok detaylar kalmış ve ön kuleler yeniden eklenmiştir..1945 yılında bombalara hedef olan bina 1987 yılında tekrar yenilenmiştir.. Kilisenin içinde Nikolaiviertel’in tarihi ve savaştan kurtulabilen eserler üzerine kalıcı bir sergi bulunmaktadır…Zaman zaman muhteşem akustiğinden ve müzik ile ilgili geçmişinden dolayı bazı konserlere de ev sahipliği yapmaktadır.

Kilisenin giriş kapısının yanında 1987 yılında Gerhard Thieme tarafından 1928’den kalma bir tasarıma göre inşa edilmiş  çeşme bulunmaktadır. Sekizgen havuz ve ortasında 6 metre yüksekliğinde bir sütun vardır.. Sütunun üstünde “Berlin Simgesi Ayı” bulunmakta ve  ön ayaklarıyla Brandenburg kartal armasını tutmaktadır….Çeşme havuzu ve sütun, zarif bir ferforje demir ile kaplanmıştır.

Ephraim Sarayı; Poststrasse ile Mühlendamm’ın birleştiği köşedeki bulunan 18. yüzyıl Berlin saray mimarisinin şaheseri olan saray Hafif kavisli, zarif rokoko cephesi ile dikkat çekmektedir.. Zamanında “Berlinin en güzel köşesi” olarak anılmaktaydı. 1766 yılında saray kuyumcusu olan Nathan Veitel Heinrich Ephraim tarafından yaptırılan bina bu gün “Berlin Kent Müzesi’nin bir şubesi olarak kullanılmaktadır.. Mühlendamm caddesi üzerinde, sarayın karşısında bulunan ağaçların yanında “Kenevir Müzesi” bulunmaktadır.. Yolun karşı tarafında Schwerin-Münze Sarayı ve Altes Stadthaus (Eski Belediye Binası) binaları oldukça ihtişamlıdır

Knoblauchhaus;   Poststrasse üzerinde Nikolaikirsche’nin hemen  karşısında bulunan bu küçük ev 2. dünya savaşı bombardımanından etkilenmeyen tek binadır. 1759 yılında Knoblauch ailesi tarafından yaptırılmıştır. 1835 yılında ön cephede yenileme yapılmış ve binaya Neo-Klasik bir hava hakim olmuştur.. Zemin katta dükkanlar, üst katlarda Berlin’in en eski sivil müzesi olan “Biedermeier Müzesine” ev sahipliği yapmaktadır..

Aşağıda fotoğrafları bulunan mahallede yan yana bulunan bu 3 evi görmenizi öneriyorum. Evler farklı konularda hizmet vermektedirler…  Gedenkbibliothek, ”Komünizm Kurbanlarının Onuruna Anıt Kütüphanesi” Nikolaikirchplatz 5’de bulunmaktadır. Bu özel kütüphane 1990 yılında kurulmuştur.. Sovyet Kominizminin yasakçı yapısına ait kitaplardan oluşur…Hemen yanındaki “Theater im Nikolaiviertel” minik, sevimli bir binadır.. Onun yanındaki ev, ünlü bir edebiyatçıya aittir.. Şair ve oyun yazarı Gotthold Ephraim Lessing , 1752’den 1775’e kadar burada yaşamıştır..

Nikolaikirsche’nin hemen karşı sokağından spree nehrine doğru yürüdüğünüzde küçük bir meydan ile karşılaşacaksınız.. Meydanın ortasında “St.George ve Ejderha”nın bronz heykelini görebilirsiniz.. Meydanın çevresindeki cafeler çok güzel nehir manzarası sunmaktadır.. Özellikle bahar ve yaz aylarında çok keyifli anlar yaşamak için doğru bir adrestir.

Binaya “Rotes Rathaus” isminin verilmesi; binanın yapımında, dış cephesinde kullanılan “kırmızı pişmiş tuğlalar”dan kaynaklanmaktadır. Bu gün  Berlin Belediye Başkanı ve Berlin Senatosu bu binada çalışmaktadır.

Kırmızı Belediye Binası 1861-1869 yılları arasında Mimar Hermann Friedrich Waesemann tasarımlarına göre inşa edildi. Neo-rönesans tarzındaki bina, toplam üç avlu ile kemer tarzında çok kanatlı bir kompleks olarak 99 metre uzunluğunda, 88 metre genişliğinde planlandı. Binanın ortasındaki 74 metre yüksekliğindeki  kule, binayı taçlandırmakta, çok uzaklardan görülmesine neden olmaktadır.. Bina için mimarın esin kaynağı “Kuzey İtalyadaki Rönesans belediye binaları”dır… Diğer taraftan kule, Fransız şehri Laon’un katedralini anımsatır.  Ana bina ise Batı Prusya kenti Thorn’deki belediye binasının hemen hemen aynısıdır.

Belediye binası İkinci Dünya Savaşı’nda ağır hasar gördü, ancak savaş sonrası yıllarda yeniden inşa edildi. Berlin’in bölünmesinden sonra Doğu Berlin sulh yargısı Kırmızı Belediye Binası’nda toplanırken, Batı Berlin Senatosu duvarın diğer tarafında Schöneberg Belediye Binası’nda toplanmaktaydı.. Ancak 1991 yılında birleşme sonrası Belediye Başkanı ve Berlin Senatosunun yuvası haline geldi…

Binanın cephesinde yer alan “pişmiş toprak paneller”, Berlin şehrinin başlangıcından 1871 yılı imparatorluğun kuruluşuna kadar olan tarihini ve olayları betimlemektedir..Binanın önünde şehrin ve belediye binasının yeniden inşasını anmak için iki heykel bulunmaktadır. Heykeller 1958 yılında “Fritz Kremer” tarafından yapılmış olup, birisinin ismi “moloz kadın” diğeri “inşaat işçisi”‘ dir..

Binanın içindeki salonlardan bazıları oldukça ilgi çekicidir.. Binanın en güzel salonu, turuncu çapraz nervürlü tavanı ve çok sayıda büstleri ile dokuz metre yüksekliğindeki Sütun Odası’dır . Kütüphane bir zamanlar sütun adasında bulunmaktaydı, ancak bugün orada sık sık sergiler düzenlenmektedir..İkinci Dünya Savaşı’ndan önce, Arma Salonu (Hanedan Salonu) şehir konseyinin buluşma yeriydi. Odada bulunan Berlin ilçelerinin armaları, oda isminin nereden geldiğini göstermektedir. Büyük Salon, Anton Werner tarafından “1878 Berlin Kongresi Resmi” ile de ünlüdür. Berlin konferansında Rusya ile Osmanlı arasındaki barış antlaşmasını anlatan resimde, adımıza katılan “Mehmet Ali Paşa” görülmektedir.. Bu gün resepsiyonlar, törenler v.b. etkinlikler için kullanılmaktadır.

Belediye binası ve çeşitli salonlarda açılan sergileri pazartesiden cumaya 09: 00-18: 00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Ancak, günlük işletim ve güvenlik nedeniyle geçici kapanmaların olabileceğini lütfen unutmayın. Yapılacak en iyi şey (030) 9026-2032 nolu telefonu arayarak teyid almaktır..

ROTES RATHAUS ÖNÜNDEKİ BOŞ ALAN …

Rotes Rathaus (Kırmızı Belediye Binası) önünde, Alexanderplatz ve Spree nehri arasında bugün çok geniş bir alan bulunmaktadır.. Bu alan II. Dünya Savaşı öncesinde Berlin’in ilk yerleşim yerleri arasında bulunan “Marienviertel ve Heilig-Geist-Viertel” mahallelerini barındırmaktaydı.. Müttefik bombardımanları sonrası bu alandaki binaların çoğu yıkıldı ve geniş bir boş alan ortaya çıktı…
Şimdi bu boş alan;
Neptün Çeşmesi,
Marx-Engel Formu,
Marienkirche (Meryemana Kilisesi),
Berliner Fernsehturm (TV Kulesi)’ne
ev sahipliği yapmaktadır.. Almanlar buraya projeler geliştirerek ortaçağdaki eski görünümüne kavuşturmayı düşünmektedir..
Bu 4 yapıyı beraberce gezelim.

Belediye Binasının tam karşısında, mimari açıdan Roma çeşmelerini aratmayan güzellikte bir çeşme bulunmaktadır. 1886-1891 yılları arasında Reinhold Begas tarafından tasarlanan ve yapımı tamamlanan bu çeşme ilk önce eski Berlin Kalesi’nin (stadschloss) güney cephesine yerleştirilmiş, 1969 yılında Belediye Sarayı’nın önüne taşınmıştır..

Roma Tanrısı Neptün’e adanan bu çeşmede ortada duran  Neptün’ün çevresindeki kadın heykeller Almanyanın o dönemdeki en büyük dört ırmağını temsil etmektedir (Ren, Wisla, Oder, Elbe). Genel kompozisyonda kadın heykeller dışında; kerevitler, balıklar, salyangozlar, balıkçı ağları dikkat çekmektedir.

Neptün Çeşmesi, Berlinliler tarafından “Forckenbecken” takma adı ile anılır.. Bunun iki nedeni vardır; bir taraftan o dönemki Berlin belediye başkanının ismidir, diğer taraftan Neptün’ün elindeki çatallı sopayı simgelemektedir.

Belediye binasının önündeki boşluğun spree nehrine doğru olan bölümüne “Marx-Engel Forum” adı verilmiştir.. Aslında bu yeşil alanda bulunan tek yapı Karl Marx ve Friedrich Engels in yan yana heykelleridir. Park 1986 yılında eski Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) yetkilileri tarafından oluşturuldu . Kominist Manifesto’nun yazarı bu iki Alman felsefecinin heykellerinin yaratıcısı Ludwig Engelhart’dir.. Bu park ve çevresi “metro inşaatı” nedeniyle biraz dağınık görünse de, bittiğinde bir proje ile güzelleştirileceği düşünülmektedir.

Ancak 1990 yılında Almanya’nın yeniden birleşmesinden bu yana, heykel Alman kamuoyunda tartışma konusu oldu. Bazıları bunun; karşı çıktıkları bir rejimin istenmeyen bir kalıntısı olduğunu düşünürken, diğerleri heykelin sanatsal ve kültürel öneme sahip olduğuna inanıyor.. Ve şimdilik ikincisi galip gelmiş görünmektedir..

Marx-Engel heykellerinin arkasında Werner Stötzer’in Bulgar mermerinden yapılmış bir rölyef duvarı vardır. Duvarda, “Alman sosyalist hareketinin tarihinden sahneler” bulunmaktadır.

Marienkirche (Meryemana Kilisesi), Nikolaikirche ile birlikte  Berlin’deki en eski kilisedir. 13. yy. ikinci yarısında bir semt kilisesi olarak yapılmıştır….Bir zamanlar binalarla çevrili olan kilise, bu gün TV kulesi (fernsehturm) nin gölgesinde, tek başınadır..Tarihi sürecinde bir çok değişiklikler yaşamış, 1790 yılında kulenin üzerine bir kubbe eklenmiştir.. Tuğladan yapılmış dış cephesi ve kırmızı görünümünü hemen karşısında bulunan  Rotes Rathaus’un (Belediye Sarayı) yapımına ilham kaynağı olmuştur…

II. Dünya Savaşı sırasında ağır müttefik bombardımanlarından hasar gördü. Savaştan sonra Doğu Berlin tarafında kaldı ve 1950’lerde Doğu Alman yetkilileri tarafından restore edildi.. Kilise  uzun salonlu ve nefli bir kilisedir. Geniş kemerler ve revaklar, nispeten alçak tavanlı kilisenin daha büyük görünmesini sağlamaktadır..

Bugün, kilisenin en önemli parçası, ortaçağdan kalan “Ölüm Dansı” adlı fresk resmidir. Bu gün freskten kalan parçalar cam arkasında sergilenmektedir.. 22 metre uzunluğunda, 2 metre genişliğinde olan fresk Orta Çağ’da Avrupa’yı kasıp kavuran Ölüm Dansı (Almanca 
Totentanz) olarak bilinen sanatsal bir hareketin parçasıydı…
Çeşitli kaynaklar freskin, veba salgınının birçok insanın hayatına mal olduğu 1484 yılları civarında yapıldığını düşünmektedir.

Kilisenin orgu Berlin’in en iyisi olarak kabul edilmektedir ve hala konserler verilmektedir. Buradaki  Noel konserlerini kaçırmayın..Kilise farklı zamanlarda çok özel konserlere ev sahipliği yapmaktadır… Daha detaylı bilgi için kilisenin internet sitesinden bilgi alabilirsiniz : https://marienkirche-berlin.de/

Zamanın “Demokratik Almanya Cumhuriyeti” yönetimi tarafından hem Berlin’in Sembolü, hem de Gücün Simgesi olması için yapımına karar verilen bu kule 1965-1969 yılları arasında inşa edilmiştir… Başlangıçta 365 metre olarak tamamlanan bina, daha sonra yapılan anten ilaveleri ile 368 metre yüksekliğe ulaşmıştır.  Bu haliyle Avrupa’nın 4. en büyük kulesi, Almanya’nın en yüksek yapısıdır.. Kule Berlin içi dahil bir çok banliyösünden görülebilmekte, açık havalarda en az 40 km. mesafeyi gözlemleyebilmektesiniz.

HER YERDEN BERLİNER FERNSEHTURM
Berlin’in merkezinde bulunan Televizyon Kulesi şehrin her noktasından rahatlıkla görülebilmektedir.

Kulenin üst kısmına yakın bir yerde bulunan kürede “gözlem platformu” ve “dönen restaurant” bulunmaktadır.. 203 metre yükseklikte bulunan gözlem platformu’na çıkarak 3600 Berlin’i keşfedebilirsiniz.. Gözlem platformu’nun hemen üstünde bir turunu yarım saatte tamamlayan “dönen restaurant” bulunmaktadır.. Rezervasyon yaptırılarak girilen bu yerde yemek yerken Berlin’in tüm güzelliklerini seyredebilirsiniz..

Berliner Fernsehturm’da ziyaretçiler için; aktif 2 asansör, 986 basamaklı çelik merdiven bulunmaktadır. Kulede gözlem platformu 203,78 metre, restaurant 207,53 metre, kulenin toplam  yüksekliği 368,03 metredir..Şehir sakinlerinin TELESPARGEL (Tele-kuşkonmaz) ismini verdikleri TV Kulesine çıkmak için bir ücret ödemeniz gerekmektedir. Kule ile ilgili daha fazla bilgi ve rezervasyonlar için https://tv-turm.de link işinize yarayabilir.

Berlin’in merkezinde bulunan bu meydan, tarihi kimliğinden uzaklaşmış, modern yapılarla çevrili olsa da şehrin en önemli merkezi yerlerinden birisidir.. Ulaşım kanallarının birleştiği bu yer her zaman yerel halkın buluşma noktası olmuştur. Berlin halkı arasında çoğunlukla “Alex” olarak isimlendirilen meydan; alışveriş dükkanlarının, avm lerin, cafelerin, yiyecek dükkanlarının ve Berlin’in ünlü TV Kulesi’nin (Berliner Fernsehturm) hemen yanındadır.

Kurulduğu ilk yıllarda Öküz Pazarı (Ochsen-Markt) olarak isimlendirilen meydanda “hayvan pazarı” ve “yün pazarı” kurulmaktaydı. Daha sonra meydana, Rus imparatoru I. Aleksandr’ın Berlin’i ziyaret etmesi şerefine 25 Ekim 1805 tarihinde Alexanderplatz ismi verildi.

19. yüzyılın sonlarında meydan yakınına yapılan ve meydan ile aynı adı taşıyan büyük gar binası ve pazar hali hem ticareti hem de kalabalıkları fazlalaştırdı… Meydanın ve çevresindeki binaların mimarisi geçmişden günümüze sıkça değiştirilmiştir..1929 yılında meydana eklenen iki İşhanı (Alexanderhaus ve Berolinahaus) o günlerden günümüze kadar ulaşan yegane yapılardır. 1960lı yıllarda Demokratik Almanya Cumhuriyeti zamanında yapılan değişikliklerin en önemlisi, meydanın hemen yanına, o zamanlar Avrupa’nın ikinci en yüksek binası olan Fernsehturm (TV Kulesi) inşa edilmesidir. Ayrıca Demokratik Almanya Cumhuriyeti zamanında yapılan bir gökdelen olan Park Inn Berlin binası ve Weltzeituhr (Dünya Saati),  Brunnen der Völkerfreundschaft (Uluslararası Dostluk Çeşmesi)  meydanda ki varlıklarını hala korumaktadırlar…

Almanya’nın yeniden birleşmesi sonucu Alexanderplatz’da mimarlık ve ulaşım bakımından bazı değişiklikler oldu. Birçok bina restore edildi veya yıkıldı. Bunlardan en önemlisi Doğu Almanya’nın hükûmet binası olan Palast der Republik da 2006 yılında hatırlanmamak için !! komple yıkılan binalar arasındadır. Daha sonra bir çok değişim geçirse de beton yığınları arasındaki meydan bu gün Berlin halkı için bir buluşma ve ulaşımın düğüm noktasıdır… Berlin ziyaretinizde; modern hayatın içine girmek, eğlenmek, dinlenmek ya da alışveriş yapmak isteyenler için ideal gezinti noktası olabilir.

“Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı” veya “Yahudi Soykırımı Anıtı” olarak isimlendirilen bu yapı, daha doğrusu eser Holokost’da (Yahudi Soykırımı) hayatlarını kaybetmiş Yahudilere adanmış bir anıt mezardır.

1999 yılında uzun tartışmalar sonrası “Alman Parlementosu” anıt yapma kararını aldı ve açılan yarışmayı ABD kökenli bir mimar olan Peter Eisenman kazandı.. Anıt mezar 19.000 m2 bir alanda, 2.711 adet beton bloktan oluşmaktadır. Bu beton blokların hepsi aynı en ve boya sahip olmakla birlikte (2,38 m x 0,95 m), yüksekliklerinin farklı olması ( 0,2 m ile 4,8 m arası) anıta çok farklı bir boyut katmaktadır. Düzensiz beton zemin, birçok ziyaretçiye bir baş dönmesi veya belirsizlik anı etkisi vermektedir.. Bu beton kütlelerin üzerinde Yahudi medeni kanunu, tören kuralları ve efsanelerini kapsayan dini metinlerden oluşan Talmud’un birer sayfası yer almaktadır.

1 Nisan 2003’te başlayan inşaat 15 Aralık 2004 tarihinde tamamlandı. II. Dünya Savaşı’nın bitişinin 60. yılı olan 10 Mayıs 2005’te açılış töreni yapılan bu mekân halkın ziyaretine 12 Mayıs 2005’te açıldı.

Brandenburg Kapısına 500 metre mesafede bulunan bu anıtı mutlaka görmelisiniz.. Anıt gece gündüz açıktır ve anıtın dört bir tarafı kapalı olmadığı için, istediğiniz noktadan girip gezebilirsiniz.

Anıt alanının güneydoğu tarafında ücretsiz girebileceğiniz bir yeraltı “Bilgi Merkezi” vardır.. Bu küçük müzede, diğer Holokost anıtları hakkında bilgi edineceksiniz. İkinci bir odada, Avrupa genelinde henüz duymamış olabileceğiniz farklı toplu katliam alanları hakkında bilgi edineceksiniz. Diğer bir odada farklı ülkelerde tüm Avrupa’daki Yahudi ailelerin fotoğraflarını, dükkanların veya evlerin fotoğraflarını göreceksiniz.  

Anıt hakkında daha fazla bilgi için  https://www.holocaust-denkmal-berlin.de/ linkini tıklayabilirsiniz..

ZAMANINIZ VARSA… !!!
Kapılarını ziyaretçilere  2001 yılında açan  Berlin Yahudi Müzesi (Jüdisches Museum Berlin) Alman Yahudilerine adanmıştır..
Daha fazla bilgi için https://www.jmberlin.de/en

İkinci Dünya Savaşı sonrası, soğuk savaş yıllarında bölünmüş Almanya (Doğu ve Batı) yanında Berlin şehri de bir duvar ile ikiye bölünmüştü. Şehrin belirli yerlerinde sayıları 13 kadar olan “geçiş” noktaları vardı, .. “Alpha” ve “Bravo” geçiş noktalarından sonra 1961 yılında 3.geçiş noktası olarak “Charlie” açıldı.. Checkpoint Charlie ismi , NATO fonetik alfabesindeki (Alpha=A, Bravo=B, Charlie=C) üçlemesinden gelmektedir.
Bu geçiş noktası çok özeldi ve sadece; müttefik askerleri, büyükelçiler, bu kişilerin aileleri, yabancılar, Federal Almanya’nın Demokratik Almanya’daki temsilcileri, çalışanları ve Demokratik Alman üst düzey yöneticileri tarafından kullanılabiliyordu.. O yıllarda diğer geçiş noktalarında olduğu gibi Checkpoint Charlie’de de  bir çok gerilimli olay, dramatik anlar yaşanmıştır.

II. Dünya savaşının bitiminden sonra, soğuk savaş yıllarında  27 Ekim 1961’de bu noktada çok özel bir olay yaşandı: Sovyetler Birliği-ABD asker ve tankları 16 saat boyunca bu kapı önünde karşılıklı beklediler..3. dünya savaşının eşiğine gelen bu gerginlik, zamanın ABD başkanı J. F. Kennedy’nin Sovyet Başkanıyla yaptığı görüşmeler sonucunda hasarsız olarak giderilmiştir.

Günümüzde bu geçiş kapısı simgesel olarak orijinal yerinde sergilenmektedir.. Şimdi bu noktada bir kulübe ( orjinali müttefikler müzesindedir-Allied Museum) ), önünde kum torbaları, geçiş sinyal sistemi, zaman zaman 2 adet asker (gerçek değil, tiyatro oyuncuları veya öğrenciler) geçiş noktasının tarihini hatırlatmaktadır.

Kulübenin hemen önünde Alman Fotoğrafçı Frank Thiel’in Kasım 1998 tarihinden beri  sanatsal bir çalışması vardır.. Bir direk üstüne yerleştirilmiş 2 portre fotoğrafından birisi Sovyet, diğeri Amerikan askerine aittir. Portreler o dönemin bölgelerine ters olarak bakmaktadır.. Yani düşman bölgeleri gözetlemektedirler..1994 yılında çekilmiş bu fotoğraflardan Amerikalı askerin Jeff Harper olduğu bilinmekte, Sovyet askeri hakkında hiçbir bilgi bulunmamaktadır..

Bu noktadaki kulübenin hemen yanında o günlerden kalan bir tabela sergilenmektedir…Tabelada İngilizce, Rusça, Fransızca ve Almanca “You are Leaving the American Sector” , AMERİKAN BÖLGESİNDEN AYRILIYORSUN” yazmaktadır.

BİR MÜZE, BİR PANORAMA
Buraya kadar gelmişken Checkpoint Charlie Kontrol Noktası’nın hemen yanındaki iki yeri ziyaret etmelisiniz.

DUVAR MÜZESİ: 1962’den beri Doğu Almanya’dan kaçan insanların hikayelerini ve Berlin Duvarı’nın tarihini anlatıyor. Müzede, orijinal gözetleme kulesi, Berlin Duvarı yapım hikayesi, Doğu Berlin’den kaçış için kullanılan yöntemler, ilginizi çekebilir.. Daha detaylı bilgi için https://www.mauermuseum.de sitesini ziyaret edebilirsiniz.. Adres : Friedrichstraße 43-45 

PANORAMA: Duvar’ın her iki tarafındaki yaşamın nasıl hissettiği ve göründüğü hakkında bir izlenim veren mimar-Sanatçı Yadegar Asisi tarafından yaratılan “asisi Panorama Berlin”’i ziyaret edin..Daha detaylı bilgi için https://www.die-mauer.de/  sitesini ziyaret edebilirsiniz.. Adres: Friedrichstraße 205

II. Dünya savaşı sonrası Almanya’da yaşanan siyasi gelişmeler sonucu Sovyetler Birliği kontrolünde bulunan doğu bölgesinde “Alman Demokratik Cumhuriyeti – Doğu Almanya” devleti kuruldu ve Almanya ikiye bölündü. Doğu Almanya devletinin  otoriter ve baskıcı yönetim anlayışı zamanla halkı bıktırdı ve bezdirdi. Bundan dolayı Doğu’dan Batı Almanya’ya kaçışlar başladı. Bu kaçışlar özellikle Berlin şehri merkezli olarak yapılıyordu…1952 yılında Doğu Almanya ve Batı Almanya arasında sınır belirlenmiş, sonra daha bir çok ilave önlemler alınmış, tel örgüler çekilmiş fakat bunlarda çözüm olmamıştı.. Bu dönemde toplam 270.000 kişi Batı Almanya’ya geçmişti.

Alınan tüm önlemler çözüm olmayınca Doğu Alman hükümeti  13 Ağustos 1961 tarihinde  bir gün içinde iki ülke arasındaki Berlin Duvarı‘nı (Utanç Duvarı) ördü.. Sonrasında kontrol için ilave birçok önlem alınmıştı; mayınlar döşenmiş, gözetleme kuleleri yapılmış (186 adet), köpekler, çelik kapılar, ışıklandırmalar. Tüm önlemlere rağmen beş bin vatandaş tüneller açarak, balonlara binerek veya daha bilmediğimiz birçok  yöntemi kullanarak utanç duvarını geçtiler. Bu dönemde Berlin Duvarından tahmini olarak 240 kişinin geçmek isterken öldüğü bilinmektedir.

Berlin duvarının kaçışları engelleyemediğini fark eden Alman Demokratik Cumhuriyeti hükümeti geçişlerin serbest olduğunu 9 Kasım 1989’da halka duyurmuştur. Bu duyuruyla birlikte binlerce insan Doğu ve Batı kısmından bu duvarın yanına gelerek birleşmişlerdir. 13 Haziran 1990 yılında duvar yıkımı başlamış ve 1992’de yıkım tamamlanmıştır. 

East Side Gallery  (Doğu Yakası Galerisi) 

Toplam 46 kilometre uzunluğunda inşaa edilen Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra ayakta kalan parçaları gerek Berlin’in, gerekse dünyanın farklı şehirlerinde farklı farklı mekanlarda, müzelerde sergilenmektedir.. Ancak spree nehrinin kenarında 1316 metre uzunluğundaki Berlin Duvarı orijinal yerinde bırakılmıştır.. Turistlerin yoğun olarak ilgi gösterdiği duvarın bu bölümü “east side gallery” olarak isimlendirilmekte ve Berlin şehrinin en ilgi çekici, en popüler noktalarından birisi olmaktadır.

Dünyadaki en büyük ve en uzun süre ziyarete açık kalan açık hava galerilerinden birisi olan “east side gallery” nin duvarlarında 100 ‘ü aşkın sanatçının eserleri sergilenmektedir. Berlin Duvarı yıkıldıktan hemen sonra, 21 ülkeden 118 sanatçı duvarın bu bölümünü boyamaya başladı ve 28 Eylül 1990’da resmen açık hava galerisi olarak açıldı.. Doğu Yakası Galerisi’ndeki ; Dmitri Vrubel’in “Kardeş Öpücüğü” ve Birgit Kinders’ın “Trabant’ın Duvarı Kırması” resimleri en popüler olanlarıdır..

Duvar dış olumsuz hava koşullarına açık olduğu için resimler zarar görmekte ve zaman zaman restorasyona tabi tutulmaktadır.. Ziyaretiniz sırasında bazı resimler önünde tel örgüler ve çalışmaları görebilirsiniz.. Ancak bu durum resimleri izlemenize engel değildir.. 

East Side Gallery ile ilgili daha fazla bilgi için https://eastsidegalleryberlin.de/en/  internet sitesini ziyaret edebilirsiniz.

NOT : Bu arada şehrin bazı noktalarından veya hediyelik eşya dükkanlarından “Berlin Duvarı” nın küçük bir parçasını hatıra olarak alabilirsiniz.. Fakat bu parçaların orijinal olup olmadığını bilmek mümkün görünmüyor !!!!

ULAŞIM: “Mersedes-Benz Arena” ‘nın hemen yanında olan bu alana merkezden yürüyerek gelebileceğiniz gibi ( Müzeler Adasından 4 km), metro ve otobüs ile de ulaşım sağlayabilirsiniz..Metro için U1 hattını seçmelisiniz..Otobüs ve Metro için kullanacağınız duraklar : SCHLESISCHES TOR veya WARSCHAUER STR.

Berlin’de Venedik’ten daha fazla köprü olduğunu biliyor muydunuz???
Bu köprüler içinde Oberbaumbrücke Berlin’in en güzel köprülerinden birisidir.

Spree nehrinde Friedrichshain ve Kreuzberg mahallelerini birleştiren Oberbaumbrücke, 1724’te ahşap bir yapı olarak doğmuştur.  Mevcut haliyle 1894-1896 yılları arasında mimar Otto Stahn tarafından inşa edilmiştir. II. dünya savaşı sırasında ağır hasar gören köprü kapsamlı çalışmalardan sonra 9 Kasım 1994’te yeniden açılmıştır..İki katlı olan Köprü bugün, üst katından Metro ve U bannların alt katında kara araçlarının ulaşımını sağlamaktadır.. Yaya ve Bisiklet içinde yer ayrılmıştır.

Köprünün; özellikle 2 kulesi ve kemerlerle dizayn edilmiş mimarisi, “kırmızı pişmiş tuğla” ile kaplı yüzeyi  güzelliğini arttırmaktadır… Köprünün  üzerinden göreceğiniz manzaralar sizin çok keyifli anlar geçirmenize neden olacaktır.. Spree nehrinin ortasında bulunan 30 metre yüksekliğindeki, Amerikalı sanatçı Jonathan Borofsky’nin eseri olan “Molecule Man” metalik heykeli ve Berlin’de görülmeye değer bir başka yer olan East Side Gallery‘nin olağanüstü görüntüsü seyre doyum olmayan yerlerdir.. Ayrıca büyük etkinlikler için çok işlevli bir salon olan Mercedes Benz Arena’yı karşıdan fark etmemek imkansızdır. Nehre yansıyan muhteşem turuncu gün batımlarını kesinlikle kaçırmayın..

Berlin gece hayatının gerçek merkez üssü olan Oberbaumbrücke çevresindeki bölge; aktiviteler, barlar, kulüpler, kafeler ve restoranlarla doludur. Bu yüzden her gün yüksek düzeyde cadde ve yaya trafiğine sahiptir.. Zaman zaman Kreuzberger ve Friedrichshain mahallelerinin rekabetinin unutulmaması için köprüde eğlenceli savaşlar yapılmaya, kültürel aktiviteler düzenlenmeye devam ediyor ( Açık Sanat Pazarı, Sebze Savaşı ).

ULAŞIM: Spree nehri üzerinde ve “East Side Gallery” ‘nin hemen yanında olan bu alana merkezden yürüyerek gelebileceğiniz gibi ( Müzeler Adasından 4 km), metro ve otobüs ile de ulaşım sağlayabilirsiniz..Metro (U-Bahn) ile ulaşım için U1 hattını seçmelisiniz..Otobüs ve Metro için kullanacağınız duraklar : SCHLESISCHES TOR veya WARSCHAUER STR.

Şehrin merkezinde Tiergarten semtinde bulunan 210 hektar yüzölçümüne sahip Almanya’nın en büyük şehir parklarından birisidir. Berlin’in “yeşil akciğeri” olarak tanımlanan bu alan özellikle bahar ve yaz aylarında şehir ziyaretçilerine soluk almak için ideal bir ortam sunmaktadır. Tiergarten, “Hayvan Bahçesi” anlamına gelmektedir ve Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu döneminde Elektörler tarafından av sahası olarak kullanılmıştır.. Bahçıvan ve Peyzaj Mimarı Peter Joseph Lenné tarafından 1830’dan sonra modern bir şehir parkı haline getirilmiştir.

Bu büyük şehir parkı, sadece ağaçlarla çevrili ve yeşil alanlarla dolu bir park değil, aynı zamanda kültürel ve siyasi yapıların yanı sıra birçok ilginç alanlara da ev sahipliği yapan bir yerdir.

Parkı doğu-batı yönünde ikiye bölen “17 haziran Caddesi” ortasındaki Zafer Sütunu (Siegessäule).. Aynı cadde kenarında bulunan 1945 yılının Nisan ve Mayıs aylarında Berlin Muharebesi sırasında ölen 80.000 Kızıl Ordu askerini anmak için SSCB tarafından inşa edilmiş Sovyet Savaş Anıtı.. Güney doğu bölümünde Brandenburg Kapısına yakın dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen taşlarla hazırlanmış  “Global Stone Project”.. Kuzey bölümünde ilginç mimarisi ile Haus der Kulturen der Welt (Dünya Kültürleri Evi) binası.. Hemen yanında kapalı büyük gösteri alanı TIPI AM KANZLERAMT Berlin (Çadır Tiyatrosu).. Hemen yanında aynı zamanda müzik aleti, 42 metre yüksekliğinde bir çan olan Carillon.. Parkın kuzey ucunda, spree nehri kıyısında konumlanmış başbakanlık binası “Bundeskanzleramt”..Yine kuzeyde ve spree nehri kıyısında cumhurbaşkanlığı konutu olan Bellevue Sarayı ..

Saray ile Zafer Sütunu arasında İngiliz tarzında yapılmış, peyzajı ve çay evi ile dikkat çeken Englischer Garten.. Parkın güney batısında bulunan, ağaçlar ve gölet kenarındaki harika mekan, belkide parkın yıldızı “Café am neuen See“..Cafe’nin kuzeyinde zamanın sokak aydınlatmaları olan, dünyanın değişik bölgelerinden toplanmış, geceleri harika görüntüler sunan açık hava gaz feneri müzesi  “Gaslaternen-Freilichtmuseum Berlin”.. Cafe’nin güneyinde, Almanyanın en eski hayvanat bahçesi “Zoologischer Garten Berlin” ve Akvaryum’u “Aquarium Berlin”..

Yukarda saydığımız yerler parkın en önemli bölümleridir.. Ancak dolaştıkça bir çok güzelliğe, objeye, anıta ulaşabileceğiniz bu parkı doyasıya gezmek için güzel bir günde mutlaka yeterince zaman ayırın..

Tiergarten şehir parkının ortasında, “17 haziran caddesi” üzerinde bulunan, ihtişamıyla şehrin bir çok yerinden görülebilen bu anıtsal sütun Berlin’in simgesel yapılarından birisidir..  

Johann Heinrich Strack tarafından tasarlanan ve yapımına başlanan anıt 1865-73 yılları arasında tamamlanmıştır.. Prusya’nın 1864 yılı Danimarka zaferini anmak için yapılan anıt, 1866 Avusturya ,1870-71 yıllarındaki Fransa’ya karşı kazanılan zaferler de eklenince “üçlü zafer anıtı” durumuna düşmüştür. Bu zaferler sonrası Almanya’nın Birleşmesi olmuştur.. Birleşme zaferleri olarak da anılan bu savaşlar, Friedrich Drake tarafından tasarlanan 8.3 metre boyunda ve 35 ton ağırlığındaki “Victoria Heykeli”nin anıtsal sütunun en üstüne eklenmesi için de ilham kaynağı olmuştur.

Zafer Sütunu ilk olarak Königsplatz meydanında (bugün –Reichstag- Parlamento Binası önünde) duruyordu. 1938-39’da, Hitler’in Berlin’i dünya başkentine dönüştürme planları altında, sütun 1.5 km batıya şimdiki konumuna taşındı.. Bir trafik kavşağı tarafından çevrelenen sütuna, dört yer altı tüneli aracılığıyla yaya olarak ulaşabilirsiniz…İçindeki  285 basamaklı dik merdiveni kullanarak sütunun tepesine, heykelin hemen altına çıkmak mümkündür. Buradaki gözlem platformundan Berlin’in muhteşem manzaralarına ulaşabilirsiniz.. İzleme Platformun yüksekliği 50,66 metre, heykel dahil toplam anıt yüksekliği 67 metredir.

Zafer anıtı dört kademeden oluşmaktadır.. En altta bulunan dört köşe kaide kırmızı granitten yapılmıştır ve her bir tarafında birleşme savaşlarında askerlerin Berlin’e girişleri ile ilgili rölyefler vardır. Kaidenin üstünde sütunlardan oluşan dairesel bir yapı ve içindeki duvarlarında imparatorluğun kuruluşunu anlatan frizler bulunmaktadır.. Dairesel binanın üstünde kumtaşından yapılmış sütun bulunmaktadır.. Sütundaki her boğum üç birleşme savaşını simgelemektedir.. Ayrıca üç savaşta ele geçirilen 60 altın kaplama top namlusu ile süslenmiştir.. Dördüncü boğum naziler tarafından taşınma sırasında ilave edilmiştir.. En üstte 35 ton ağırlığındaki bir elinde defne çelengi, diğer elinde demir haç bulunan, miğferi kartal kanadı ile süslenmiş  Victoria heykeli bulunmaktadır. Yapılara isim takmayı seven Berlinliler anıta “Altın Else” anlamına gelen Goldelse adını vermiştir.

Hitlerin son anlarını geçirdiği ve intihar ettiği yeri görmek ister misiniz ?? Brandenburg  Kapısına sadece 800 metre mesafede olan alana ulaşmanız çok kolay…Ancak vardığınızda bir yapı beklemeyin, sadece bir çocuk parkı ve bir tabela ile karşılaşacaksınız..

Führerbunker (Almanca: Liderin Sığınağı), Nazi Almanya’sı lideri Adolf Hitler’in ve eşi Eva Braun’un  II. Dünya Savaşında son aylarını geçirdiği ve 30 Nisan 1945’te birlikte intihar ettikleri yer altı sığınağıdır. Berlin’de “Eski Reich Şansölyeliği”nin Büyük Yemek Salonu altında inşa edilen sığınak İki aşamalı olarak 1936-1944 yıllarında tamamlanmıştır. Burası İkinci Dünya Savaşı sırasında Adolf Hitler tarafından kullanılan Führer Karargahlarının sonuncusuydu. Hitler’in talimatlarına uygun olarak, cesetleri Reich Şansölyesinin arkasındaki bahçesinde yakıldı..

Sovyetler II. Dünya savaşı sonrası Başbakanlık binalarının tamamını  yerle bir etti.. Oldukça yoğun beton ile yapılmış  sığınağı tamamen yıkamadı. Sığınak bir enkaz olarak  Berlin Duvarı’nın yıkılışı sonrasına kadar bir yığıntı ve bakımsız bir alan olarak kaldı.. Alanın bir Neo-Nazi tapınağı olmasını istemeyen Alman hükümeti, sığınağın yerini yıllarca açıklamadan tuttu. Çevresine sıradan apartman ve ofis binalarının yanı sıra otopark da inşa edildi ve sığınaktan bahsedilmedi. Alan, 2006 yılının Haziran ayına kadar Hitler’in ölüm yeri olarak resmen tanınmadı..8 Haziran 2006’da, 2006 FIFA Dünya Kupası’nın başında, Führerbunker’in yerini belirlemek için bir bilgi panosu kondu.. Führerbunker’in yeri günümüzde neonazilerce kutsal bir alan olarak sayılmaktadır.

Charlottenburg Sarayı, Berlin’in batısında güzel ve çok büyük bir bahçenin içinde görkemli yapısıyla dikkat çekmektedir.. Berlin’in en büyük sarayı ve Hohenzollern Hanedanı’nın Berlin’deki tek mirasıdır.. Saray kompleksi Potsdam Sarayları ile birlikte “ UNESCO Dünya Kültür Mirası” listesindedir.

Saray, Elektör III. Friedrich tarafından  eşi Sophie Charlotte’ye bir armağan olarak inşaa edilmiştir. Fakat “Sophie Charlotte” sarayın tamamen bitmesini göremeden vefat etmiştir.. Yazlık bir saray olarak tasarlanan yapı Johann Arnold Nering tasarımıyla 1695 yılında yapımına  başlanmıştır.. Yapımında barok ve rokoko tarzlar ön planda tutulmuştur.. İlk adı hemen yakında bulunan köyden dolayı “Lietzenburg Sarayı”dır. Sophie Charlotte’nin genç yaşta ölümünden sonra Friedrich, saraya ve çevresine Charlottenburg adını vermiştir..1701-1713 yılları arasında Johann Friedrich Eosander sarayı genişletmiş, üstüne bir kubbe, arka tarafına da bir sera eklemiştir.. Daha sonra Büyük Friedrich (II.Friedrich) döneminde, 1740-1746 yılları arasında, Georg Wenzeslaus von Knobelsdorff’un tasarladığı Neuer Flügel eklenmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında saray ağır darbeler alıp, harabeye dönmesine rağmen tekrardan restore edilmiştir.

Saray ve Bahçesi Berlin’in en çok turist çeken konumlarından birisidir. Bu gün saray beş ana bölümde gezilebilmektedir.. Eski Saray (Altes Schloss), Yeni Kanat (Neuer Flügel), Yeni Köşk (Neuer Pavillon), Belvedere, Bahçe ve Mousoleum.. Tamamını gezecekseniz “toplu bilet” almanızı tavsiye ederim.. Tek olarak gezecekseniz hepsinin bileti ayrı ayrıdır. Bahçe ve içindeki Mousoleum ücretsiz olarak gezilebilir..

Sarayın girişinde sizi karşılayan atlı heykel, Büyük Elektör Friedrich Wilhelm’ e aittir.. Friedrich Wilhelm’in 1688’de ölümünden sonra, oğlu I. Friedrich tarafından 1698’de yaptırılmıştır. Sarayın içinde, porselen bölümü, barok tarzı odalar ve şapel binası orijinal biçiminde görülebilir…Antoine Watteau’un tabloları saraydaki en önemli sanat eserleri arasında bulunmaktadır..İç mekanların tamamında Hohenzollern Hanedanı’nın yaşam biçimi hakkında tam bilgi edinmiş olacaksınız.. Saraydaki “Altın Galeri” çok özel salonlardan birisidir.. Kış aylarında, Charlottenburg Sarayı’nın muhteşem manzarası önünde her yıl popüler bir Noel pazarı kurulmaktadır.

Charlottenburg Sarayına giderseniz özellikle ana bina dışında bahçesini mutlaka görün.. Devasa büyüklükteki bu alanda ağaçların, peyzaj alanlarının, göletlerin arasında çok keyifli anlar yaşayacaksınız. Fransız tarzında düzenlenmiş bahçe, ünlü “saray bahçeleri tasarımcısı” Simeon Godeau tarafından  Versailles saray bahçesinden esinlenerek yaratılmıştır (benzerliği gidince hissedeceksiniz)..Spree nehri kenarındaki saray bahçesinde Yeni Köşk (Neuer Pavillon), Belvedere (Çay evi,Porselen koleksiyonu) ve Kraliçe Louise’nin mezarının bulunduğu anıt mezarı (Mausoleum) gezmeyi unutmayın..

Saray hakkında daha detaylı bilgiler için https://www.spsg.de linkini kullanabilirsiniz.

ULAŞIM: Saraya merkezden yürüyerek gelebilmeniz için bir hayli efor sarf etmeniz gerekir ( Müzeler Adasından 8 km, Zafer Anıtı’ndan 4 km), metro ve otobüs ile de ulaşım sağlayabilirsiniz.. Metro (U-Bahn) ile ulaşım için U7 hattını seçtikten sonra “Richard-Wagner-Platz” veya “Mierendorffplatz” duraklarından birisinde inip 800-900 metre yürümeniz gerekmektedir..S-Bahn için S41, S42, S45, S46 hatlarını seçtikten sonra “Westend” durağında inip 800 metre yürümeniz gerekmektedir..Otobüs ile ulaşım için “Berlin Zoologischer Garten Garı” önünden 109 veya M45 nolu otobüse binip “Luisenplatz/Schloss” durağında indiğinizde 100 metre yürümeniz gerekmektedir.

Bir zamanlar Potsdamer Platz

“Yüksek ve modern binalarla, gökdelenlerle çevrili turistik bir yer” Ne kadar ilginizi çeker bilemem..?? Ancak tarihi geçmişinden gelen farklılığı yanında bu günkü konumu da dikkat çekiyor ve ilgi odağı olmaya devam ediyor.. Özellikle Alışveriş, Eğlence, Gösteri Sanatları ve en önemlisi “Sinema düşkünleri” bu meydan ve çevresine akın ediyor.

Meydan adını, Potsdam’a giden ana yol üzerinde eski bir şehir kapısı olan Potsdamer Tor‘dan almıştır (Kapı daha sonra yıkılmış temelleri ortadan kalkmıştır) ..1838 yılında şehir duvarlarının hemen arkasında açılan Tren istasyonu meydanın önemini, işlekliğini  arttırmıştır.. 1920’lerde şehrin kalbi, alışverişin merkezi, eğlence ve trafiğin yoğun olarak yaşandığı bir konuma gelmiştir.. Meydan o yıllarda hızlı tren, metro, 26 tramvay, beş otobüs hattı ile Avrupa’nın en yoğun trafik düğüm noktalarından birisiydi.. 1924 yılında, Avrupa kıtasındaki ilk trafik ışıklarının kullanıldığı yer burası olmuştur.. Bu yıllarda meydan sürekli değişim göstermiş, bir dönem iş merkezlerinin ve otellerin gölgesinde orta sınıf eğlence merkezi haline gelmiştir.

II. Dünya Savaşı sırasında meydan tamamıyla yok oldu.. Bombardımanlar sonrası alanda sadece Weinhaus Huth ve Hotel Esplanade‘nin kalıntıları ayakta kalmıştı.. Meydan Soğuk Savaş dönemlerinde Berlin Duvarının da etkisiyle ıssız bir alan, “Utanç Duvarı önündeki ölüm şeridinin en geniş noktası” haline gelmiştir..

1990’lar sonrasında Potsdamer Platz yeni meydan projesi ile bambaşka bir çehreye büründü.. Bu kentsel dönüşümün en özel çalışması için 1991 Berlin Senatosu’nun halka açık sponsorluğunu yaptığı “Potsdamer ve Leipziger Platz Kentsel Tasarım Fikirleri Yarışması”, dünyanın dört bir yanından mimarlık ofislerinin yarıştığı bir olay haline geldi. Proje Münih merkezli “Heinz Himmler ve Christoph Sattler” tarafından kazanıldı.

Berlin Senatosu daha sonra alanı, her biri ticari bir yatırımcıya satılmak üzere DÖRT BÖLÜME ayırmayı seçti..
Bu bölümlerdeki binaları tek tek tanıtmaya çalışayım….

En büyük parça Daimler-Benz’e satıldı ve burada 19 binadan oluşan bir kompleks inşaa edildi. Bu komplekste Daimler-Benz  ofisleri, Berliner Volksbank, Kollhoff Kulesi, Daimler AG’nin kendi sanat galerisi (Daimler Contemporary) tarafından işgal edilen eski Weinhaus Huth’u da içeriyor . Kompleksin köşesinde yer alan kubbeli binada devam eden “Stage Theater Bluemax” gösterileri de ilginç olabilir…96 m yükseklikte bulunan “Panoramapunkt” izleme platformu, Avrupa’nın en hızlı asansörü ile çıkılmakta ve size nefis Berlin manzaraları sunmaktadır.. Daimler bölgesinin önündeki yeşil trafik lambası, aynı noktaya 1924 yılında yerleştirilmiş Berlin ve Avrupanın ilk trafik lambasının bir kopyasıdır.. Bloğun köşesindeki Debis Haus (Atrium Tower) karakteristik binalardan birisidir..106 metre yüksekliği ile şehrin 5. büyük gökdelenidir ve en üst katlarındaki “yeşil küpler” ile dikkat çeker..Bahçesinde 16 motor ile çalışan, meta-maxi isimli ilginç bir heykel vardır.

İkinci büyük parça “Sony Center” ’a aittir. Bu kompleks Helmut  Jahn tarafından tasarlanmıştır ve ortasında Japonya’da bulunan “Fuji Dağı” ndan esinlenerek yapılan 102 metre çapındaki  devasa bir çadır benzeri konik çatı ile dikkat çekmektedir.. Bu geniş açıklık altında kendinizi kocaman bir faunusun içinde hissedeceksiniz.. Alman devlet demiryolu sistemi Deutsche Bahn AG’nin genel merkezine ev sahipliği yapan “Bahn Kulesi” 26 kat ve 103 metre yüksekliği ile Sony Center’da yer almaktadır.. Sony Center; mağazalar, restoranlar, konferans merkezi, otel odaları, lüks kiralık süitler ve apartman daireleri, ofisler, sanat ve film müzeleri, bir Legoland Discovery Center ve bir “Sony Style” mağazasının bir karışımını içerir … Oldukça büyük bir sinema olan “Cinestar” bu kompleksde hizmet vermektedir. 360 derecelik perdelerinde farklı bir deneyim, harika 3D filmler için IMAX sizi beklemektedir. Sony Center Binanın köşesinde bulunan “berlin duvarı” parçalarını incelemeyi ihmal etmeyin..

Bir ilginç yapı : savaş bombardımanları sırasında Tarihi Hotel Esplanade ‘nın bir bölümü yıkılmadan ayakta kalmıştır..Ancak meydanın yeniden düzenlenmesi sürecinde tam merkezde kaldığı için ya yıkılacak yada taşınacaktı…Bu nedenle bir proje düzenlenmiş , binanın ayakta kalan kısmı 76 metre taşınarak Mart 1996’da Sony Center’ ın kuzey tarafına dahil edilmiştir.. Ayakta kalan kısımları cam ile korunmaktadır.

Filmmuseum Berlin : Sony Center’ın en önemli parçalarından birisidir..Bu müze, ilk ünlü sessiz filmlerden en son bilimkurgu yapımlarına kadar sinemanın gelişimini anlatır. Müzenin hazinelerinden birisi de, ünlü aktris Marlene Dietrich’in kişisel eşyalarından oluşan koleksiyondur..Müzede sergilerin yanında özel film programları da sunulmaktadır.

Üçüncü bölüm Alman işadamı, Avrupa’da ve dünyanın birçok başka ülkesinde faaliyet gösteren Metro AG’nin kurucusu  Otto Beisheim tarafından tamamen kendi cebinden finanse edilerek yapılan  Beisheim Centerdır.
Meydanın kuzey ucunda iki zarif gökdelenden oluşan bina, 2004 yılında tamamlanmıştır.. İş merkezleri, lüks konutlardan oluşan bu merkez de “Ritz-Carlton ve Marriott “ otelleri merkezin önemini arttırmaktadır.

Dördüncü bölüm, Potsdamer Bahnhof sahasının doğu tarafında Daimler-Benz’e paralel uzanan bir dizi bina olan Park Kolonnaden‘dir . Bu kompleks 45 metreye kadar yükselir ve kıvrımlı cam cephesi ile dikkat çeker.

Potsdamer Platz’da diğer dikkat çekici yerleri sıralamak isterim.. 

Leipziger Platz : Potsdamer Platz’a komşu, tarihi ve çok ilgi çekici bir noktası olmayan, sekizgen yapıda tarihi bir meydandır. 1732-4 yılları arasında düzenlenmiş, 1813 yılında Napolyo’nun kesin yenilgisi ile sonuçlanan “Leipzig Çarpışması” sonucu bu ismi almıştır..Kanada Büyükelçiliğine ve uluslararası şirketlerin merkezlerine ev sahipliği yapmaktadır.

Potsdamer Platz Arkaden : Burası özellikle turistlerin gözdesi olan bir alış veriş ve eğlence merkezidir. Üç katlı binada giriş katında Almanya’nın değişik bölgelerinden yemek çeşitlerinin sunulduğu, makul bütçeli restaurantlar vardır.. Binadaki 140’ı aşkın mağaza da gönlünüzce alışveriş yapabilirsiniz.

CinemaxX : Bu sinema kompleksi “ Uluslararası Berlin Film Festivali” (Berlinale) ‘in en önemli noktalarından birisidir. 19 salona 3.500 kişilik kapasiteye sahiptir.

Theater am Potsdamer Platz : Berlin’in en büyük müzikal sahnesi olan bu mekan “Marlene Dietrich” meydanında bulunmaktadır. Bu binanın en önemli özelliği “ Uluslararası Berlin Film Festivali” (Berlinale) ne ev sahipliği yapmasıdır. Her yıl Şubat ayında yapılan festivale dünyanın dört bir tarafından sanatçılar ve konuklar katılmakta, Açılış, Gala, Ödül törenleri bu önemli salonda yapılmaktadır. Normal zamanlarda burada Broadway müzikalleri ve bir çok gösteri yapılmaktadır.Bu binada ayrıca seçkin gece kulübü “Adagio” ve Berlin’in en seçkin kumarhanesi “Spielbank Berlin” bulunmaktadır.

WeinHaus Huth : 2. dünya savaşındaki bombalardan kurtulmuş yegane yapılardan birisidir. İlk planda restaurant ve şarap dükkanı olarak planlanmıştır. 1912 yılında inşaa edilen yapı Şarapları taşıyabilmesi için çelik iskeletli olarak yapılmıştır..Şimdi bu binada; Daimler Chrysler büroları, Diekmann im Haus Huth restaurantı, hardy’s isimli bir şarap dükkanı vardır.. Önünde bulunan “giden bisikletler” heykelini görmeyi ihmal etmeyin.

Kaiser-wilhelm-gedächtniskirche: Bu protestan kilisesi 1 Eylül 1895 senesinde büyük bir seremoni ile halka açıldı. Kilise Almanya imparatoru I.Wilhelm adına İmaparator II.Wilhelm tarafından bir anıt olarak yaptırıldı. Kilise beş kulesiyle o dönem çoğu insan’ın üzerinde büyük bir etki yaratıyordu. Ana kule’nin yüksekliği 113 metreydi ve o gün için Berlin’in en yüksek yapısıydı…Bu neo-romanesk tarzdaki yapının çevresindeki yapılar da aynı stilde yapılarak zamanla birbirleriyle uyum oluşturdular.. Kilisenin iç mekanı da birçok mozaik ve duvar resmi ile son derece muhteşemdi.

Berlin’e yapılan hava saldırıları sonrası kilise 23 Ekim 1943’de büyük bir yangına maruz kaldı, yıkıldı ve harap oldu. Ne naziler, nede müttefikler kiliseyi restore etmek istemediler.. Çünkü kilise Wilhelmist-Alman milliyetçiliğin simgesiydi. Bundan dolayı harabe halde bırakıldı ve 1956’da kilise yavaş yavaş yıkılmaya başladı.

Restorasyon için 1957 yılında açılan yarışmayı mimar Egon Eiermann    kazandı.. Planları, kiliseyi komple yıkarak yerine yepyeni bir kilise yapmaktı.. Ancak bu durum büyük itirazlara neden oldu.. Sonunda orta bir yol bulundu ve 68 metre yüksekliğinde kalan eski kulenin “savaş karşıtlığının simgesi olarak”  kalmasına ve yanına yeni-modern kilisenin yapılmasına karar verildi. Kilise 1959 ile 1961 yılları arasında inşa edildi  ve 17 Aralık 1961’de ilk ayin yapılarak açıldı..Yeni-modern kilise, duvarlarındaki 20.000 adet küçük cam ile karakteristik bir özelliğe sahiptir. Bu renkli camlar, günün farklı zamanlarında verdikleri renklerle “gerçek bir görsel şenlik” sunmaktadır.. Bu haliyle oldukça farklı bir kilise gezeceğinizi söyleyebilirim. Fotoğraf makinanızı alın ve bu görsel detayları çekmeye başlayın.. Bu arada “eski kilise” deki duvar resimleri ve mozaikleri unutmayın !!!

Kilise, Berlin’in cazibe merkezlerinden birisi olan Bebelplatz’ın ortasında durmaktadır…Kalabalıkların bolca olduğu bu meydanın çevresinde; mağazalar, hayvanat bahçesi ve bir çok cazibe merkezi bulunmaktadır. Her yıl kilisesi çevresinde renkli ve popüler bir Noel pazarı kurulmaktadır.

Kreuzberg, Berlin’in bir semtidir ve Türkler arasında “Küçük İstanbul” diye de isimlendirilmektedir… Kreuzberg Merkezi’ndeki “Zentrum Kreuzberg” tabelası bile Türkçe olarak “Kreuzberg Merkezi” olarak yazılmıştır.. Burası Türk nüfusunun fazlalığı nedeniyle “Türk mahallesi” olarakta anılır.. Burada özellikle Türkler ülkelerindeki geleneksel yaşamlarını her alanda devam ettirmektedirler… Çerezcilerden, ince belli çaylara, kuyumculardan, marketlere kadar her şey “Türkiye’yi anımsatır”.. Mahalle zamanında meşhur 36 Boys Çetesi‘nin faaliyetlerinin merkeziymiş. Mahallede yetişen “Killa Hakan” ve benzeri sanatçılar rap albümleri ve sosyal çalışmaları ile Türkçe’nin Avrupa’da tanınmasına katkı sağlamıştır. Kreuzberg’i gezerken dönere farklı bir yorum katan Mustafa’s Gemüse Kebap‘a mutlaka uğramalısınız (önündeki sıraya dikkat !!).

Bu mahalle 1800’lü yılların ikinci yarısında başlayan sanayileşme döneminde işçilerin konut ihtiyacı için vardı ve o dönem şehirde  nüfus yoğunluğu en fazla olan bölgeydi.…Ancak II. dünya savaşında bölge bir gecede meydana gelen bombardımanda tahrip oldu (ayakta kalabilen binaların çoğu o günlerden kalmıştır).. II. Dünya savaşından sonra bölgede düşük kira politikası uygulandı ve fiyatlar arttırılmadı. Bu durum rantçıların ilgisini bölgeden uzaklaştırdı ve sonuçta “düşük kiralar” ile mahalle; göçmenlerin, öğrencilerin, sanatçıların ilgi odağı oldu..

Kreuzberg’in gençliği üzerinde Afrikalı-Amerikalı ve hip hop kültüründen kaynaklanan önemli bir etki oldu ve bölge Berlin’de Rap ve Breakdance için bir merkez haline geldi. Kreuzberg sakinlerinin çoğunluğu Alman veya Türk kökenli olsa da daha çok Amerikan veya Afro-Amerikan kültürüyle özdeşleşmektedir..

Diğer taraftan bu mahalle adeta “festivaller sokağıdır”. Her yıl düzenlenen büyük bir festival olan Kültür Karnavalı Karneval der Kulturen”, renkli sokak yürüyüşleri ve sokak eğlenceleri ile kutlanmaktadır. Ayrıca 1 Mayıs’ta bir başka festival “Myfest Berlin” mahallenin önemli kutlamalarından birisidir. 
“Bergmannstraßenfest” haziran ayında yine burada kutlanan müzik, caz etkinliğidir..Mahalle Berlin’in en özel bölgelerinden biridir ve çok sayıda bar, pub ve gece kulüpleri bulunmaktadır. Kreuzberg sokaklarını gezdiğinizde grafitiler ve duvar resimlerine çokça rastlayacaksınız ve oldukça ilginizi çekecek..

Bu binalar, Berlin şehrinin sosyal, politik ve kültürel açıdan ilerici olduğu Weimar Cumhuriyeti döneminde, 1919’dan 1934’e kadar yenilikçi konut politikalarına tanıklık eden “6 konuttan” oluşmaktadır. 1919-1934 yılları arasında inşa edilen bu toplu konutlar, 1920’lerin konut mimarisinin seçkin örnekleridir. Bu altı konut; bina, şehir planlama, mimari ve bahçe tasarımına yeni yaklaşımlar yoluyla “düşük gelirli insanlar için konut ve yaşam koşullarının iyileştirilmesine katkıda bulunan” bina reform hareketinin olağanüstü bir örneğidir. Konutlar yeni tasarım çözümlerinin yanı sıra teknik-estetik yenilikleri içeren, yeni kentsel ve mimari tipolojilerin olağanüstü örneklerini sunmaktadır. Berlin Modernizm Konutları kapsamındaki altı adet yerleşim kompleksi de 2008 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine ilave edilmişlerdir.

Toplu Konutların isimleri, yerleri ve mimarları :

Gartenstadt Falkenberg (Konum: Treptow), 1913-15 Bruno Taut tarafından inşa edildi, açık alanlar Ludwig Lesser tarafından tasarlanmıştır.

Schillerpark-Siedlung (Konum: Wedding), 1924-30 Bruno Taut ve Franz Hoffmann tarafından inşa edildi, 1951’de Max Taut tarafından kısmen yeniden inşa edildi, son hamle 1954-59’da Hans Hoffmann tarafından tasarlandı.

Großsiedlung Britz Hufeisensiedlung (Konum: Neukölln), 1925-31, Bruno Taut ve Martin Wagner, Freiflächen von Leberecht Migge tarafından yaptırılmıştır.

Wohnstadt Carl Legien (Konum: Prenzlauer Berg), 1928-30, Bruno Taut ve Franz Hillinger tarafından yaptırılmıştır.

Weiße Stadt (Konum: Reinickendorf), 1929-31, Bruno Ahrends, Wilhelm Büning ve Otto Rudolf Salvisberg tarafından inşa edilmiş, Ludwig Lesser tarafından yeşil konut alanı tasarlanmıştır.

Großsiedlung Siemensstadt (Konum: Charlottenburg Nord), 1929-31 Otto Bartning, Fred Forbat, Walter Gropius, Hugo Häring, Paul Rudolf Henning, Hans Scharoun, Leberecht Migge tarafından açık alanlar tasarlandı..

Berlin’e 30 km mesafede bulunan Potsdam, Brandenburg eyaletinin 
başkentidir.. Havel nehrinin kenarında bulunan, çevresinde 20 göl olan, %75’i yeşil alandan oluşan bu şehir 1918 yılına kadar Prusya krallarının eski rezidansı konumundaydı. Bu gün şehirde çok geniş bir alan Dünya Kültür Mirası listesindedir. 1730-1916 yılları arasında inşa edilen 500 hektarlık park ve 150 binasıyla Potsdam’ın saray ve park kompleksi, ayrıca Havel Nehri ve Glienicke Gölü kıyılarını çevreleyen saraylar ve parklar , 1745-1747 yılları arasında II. Frederick’in yönetiminde inşa edilen Sanssouci Sarayı Dünya Kültür Mirası listesinin birer parçalarıdır.

Şimdi Potsdam’ın “Park Sanssouci” başta olmak üzere, belli başlı yerlerini tanıtmaya çalışalım.. Berlin’in hemen yakınındaki bu şehri gezmekten büyük keyif alacaksınız.

Park Sanssouci 

Avrupa’nın en güzel park komplekslerinden birisi olan bu yer 287 hektarlık bir alana yayılmıştır..1725 yılında o zaman bir meyve bahçesi olan alana kurulmaya başlamış, “schloss sanssouci” sarayı yapımı sonrası devasa bir bahçeye dönüştürülmüştür…Bu gün kompleks, farklı farklı dönemlerde farklı tarzlarda yapılmış  bahçeler, heykeller, aralara serpiştirilmiş binalardan oluşur.. Tüm bahçeyi ve binalarını bir günde gezebilir misiniz bilemiyorum ? Bu devasa parkın içindeki gezilecek yerleri aşağıda kısa notlarla anlatıyorum..

Neues Palais: 1763-69 yıllarında yapılan barok saray parkın en güzel yapılarından birisidir. Büyük Friedrich tarafından yaptırılan sarayın özellikle İhtişamlı kubbesi görülmeye değerdir.. İki katlı olan sarayda 200 den fazla oda bulunmakta ve heykellerle süslenmiş yapısı hoş bir görüntü vermektedir.

Communs: Neues Palais’in hemen arkasında olan bu köşk, hizmetçilerin daireleri ve saray mutfaklarının olduğu bölümdür… Binanın zarifliği ve avlunun güzelliği dikkat çekicidir. Bugün binalar “Potsdam Üniversitesi” tarafından kullanılmaktadır.

Orangeria : Kral IV. Friedrich Wilhelm’in emriyle inşaa edilen bu neo-rönesans saray parktaki en büyük ve uzun binadır. Yabancı kral ve konuklar için yapılmıştır. Park Sanssouci’e yukarıdan bakan saray İtalyan Rönesans üslubunda yapılmıştır ve sıra sütunlardan oluşur..Saray’da Raffaello salonu merkezde yer almaktadır ve duvarlar ressam Raffaello’nun kopya tablolarıyla donatılmıştır. Sarayın çevresindeki bahçeler çok güzeldir. Bu bahçelerden Botanik Bahçesi, Potsdam Üniversitesi tarafından bir eğitim bahçesi olarak kullanılmaktadır.

Schloss Charlottenhof : Bu küçük yazlık saray neo-klasik tarzda yapılmıştır ve bir “roma villası” esintisi vermektedir. Duvarlardaki “pompeii tarzı resimler” ve çadır odası olarak bilinen mavi beyaz çizgiler ile süslenmiş “humboldt odası” görülmeye değer yerlerdir.. Sarayın adı, arazinin daha önceki sahibi “Charlotte von Gentzkow” ‘dan gelmektedir.

Romische Bader : İtalya’dan esinlenilmiş bir roma hamamı kompleksidir ve güzel bir göletin yanına inşaa edilmiştir. Önünde bahçıvan evi, yanında İtalyan Rönesans villasını çağrıştıran dikdörtgen kule ile dikkat çeker.. Binanın arka tarafındaki hamam odaları günümüzde geçici sergilere ev sahipliği yapar… Düz beşik çatılar, dikdörtgen bir kule, asimetrik olarak yapılandırılmış yapılar, asma yapraklı pergolalar, Charlottenhof Sarayı’na bakan “bir göl manzaralı teras ve peyzaj parkı” bu yapının en güzel tanımlamışıdır.

Chinesisches Teehaus (Çin Çay Evi) : 18. yüzyılda Avrupa’da esen “çin modası” kapsamında Rokoko tarzında yapılmış bu yuvarlak yaz köşkü yonca yaprağı şeklindedir ve  ortasındaki salonun çevresinde 3 oda bulunmaktadır.. Köşkün dışı yaldızlı süslemelerle, kadın-erkek heykelleriyle göz kamaştırmaktadır. Bir zamanlar “çay köşkü” ve “yemek salonu” olarak kullanılan yapı bu gün güzel bir “çin porselen  koleksiyonu” na ev sahipliği yapıyor.

Neue Kammern : Önceleri Sanssouci Sarayı’nın serası olan bu rokoko tarzındaki köşk daha sonra konukevine dönüştürülmüştür…Dışı dümdüz görünümdeki binanın içinde şatafatlı konuk dairelerinin yanı sıra 4 adet salon da inşaa edilmiştir. Venüs’ü tasvir eden büyük bir tavan resmi ile taçlandırılan, değerli taşlarla kaplı jasper salonu ve Fransız ayna galerileri tarzında bir salon olan Ovid Galerisi bunların en güzelidir.

Schloss Sanssouci : Kompleksin en eski binasıdır.. Belki hiçbir saray tasarımını ve yapımını üstlenen kralın kişiliği ile bu kadar bağıntılı olabilir..Sanssouci Fransızca “tasasız, kaygısız, umursamaz” anlamına gelir ve bu da II. Friedrich’i (Büyük Friedrich) tanımlamaktadır..Burayı çok sevmiş ve onun için hep bir sığınak olmuştur. Kral burada felsefe, müzik ve edebiyatla ilgilenmek ve günün birinde sarayın yanında hazırlanmış olan bir anıt mezara gömülmek istiyordu.Sarayın girişindeki ünlü bağ terasları üzerindeki konumu ve 18. yüzyıldan kalma orijinal iç mekan mobilyaları, odaların zarafeti ve ihtişamı görülmeye değerdir. İki muhteşem salon binanın merkezini oluşturmaktadır, doğuda Büyük Freidrich’in özel odaları ve batıda misafir odaları bulunmaktadır. Kubbeli mermer salonda kral seçkin davetlileri meşhur yuvarlak masa toplantısına kabul etmekteydi. Kütüphane ve konser odası Rokoko tarzı iç mimari sanatının zirve noktalarını oluşturmaktadır. Friedrich, Öldüğünde bile Sanssouci’sine yakın olmayı ve buraya gömülmeyi istedi. Ancak 1991’de de olsa dileği gerçekleşti. Büyük Friedrich’in mezarı üst terastadır.

Bildergaleria : Schloss Sanssouci’nun güney doğu yakasında 1755-64 yılları arasında inşaa edilen bu köşkte bir sanat galerisi bulunmaktadır. Bu bina Almanya’nın ilk müze binasıdır. Bahçeye bakan cephede sanat, eğitim ve el sanatlarını simgeleyen alegorik bir tablo bulunur.. Pencerelerde ise ünlü sanatçıların büstleri vardır.

Friedenskirche (Barış Kilisesi): 1845 yılında Kral IV Friedrich Wilhelm tarafından yaptırılan Neo-romanesk kilise Roma’daki “San Clemente” bazilikası örnek alınarak yapılmıştır. Apsis’de 12. yy kalma bir mozaik bulunur.. Kilisenin yanındaki avluda 3 kralın mezarı vardır.

Filmpark Babelsberg

Bu eğlence parkı sizi film ve televizyon dünyasına sürükleyecek, bir filmin perde arkasını keşfedebileceksiniz.. Burası 1912 yılında Almanya’nın ilk filmlerinin çekildiği film stüdyolarının yerine kurulmuştur…Bu stüdyo Alman sinemasında dönemin en ünlü filmlerini çekmiş olan Universum-Film-AG’ye (UFA) aitti.. Burada zamanında  “nazi propoganda filmleri” de üretilmiştir..

Kompleksin bir bölümü ziyarete açıktır, diğer bir bölümü stüdyo olarak kullanılmaktadır..Bu eğlenceli parkta özellikle çocuklarınızla büyük zevk alabilir, eski film setlerini görebilir, özel efektleri ve gösterileri izleyebilir, dublörlerin aksiyonlarınla heyecanlanabilirsiniz.. Daha fazla bilgi için https://www.filmpark-babelsberg.de/ sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Potsdam’da diğer gezilecek yerler..

Silezya mermerleri ile bezenmiş Marmorpalais, 1945 potsdam konferansının yapıldığı “Schloss Cecilienhof” gibi saraylar gezilebilir… Sayısız küçük köşk ve heykelle süslenmiş Neuer Garten parkı ve Rathaus civarı…Yuvarlak ağaçlardan Rus koro üyeleri için 12 adet olarak yapılmış Alexandrowka (Rus evleri sitesi) , dışı kırmızı tuğla kaplı 3 katlı tipik flemenk evlerinden oluşan Hollandisches Viertel semti…Potsdam şehrinde gezeceğiniz diğer yerler olarak not alabilirsiniz…

Nazi Almanyasında ülkenin bir çok yerinde toplama kampları kurulmuştu.. Bunlardan en büyüğünü görmek isterseniz Berlin’e 30 km. mesafedeki bu kampa gitmelisiniz… Sachsenhausen sadece örnek bir kamp değil, aynı zamanda SS subayları, kamp komutanları ve muhafızlar için bir eğitim merkezi olarak 1936 yılında inşa edilmişti..Sachsenhausen bu gün MÜZE olarak kullanılmaktadır.

Nazi döneminde  siyasi tutuklular, muhalefet üyeleri, Yahudiler, Romanlar, Yehova Şahitleri, Eşcinseller başta olmak üzere 200.000’den fazla mahkum barındıran bu kamplarda insanlık dışı çalışma, olumsuz yaşam koşulları, acımasız muameleler, işkenceler, gaz verme, silahla ateş etme ve tıbbi deneyler sonucunda 10.000 kadar mahkum öldürüldü veya SS subayları tarafından sistematik olarak imha kurbanı olmuştur. Savaş sırasında bu kampa  konuk olan veya öldürülen on binlerce Sovyet savaş esiri de vardı. Sachsenhausen’deki önde gelen Sovyet kurbanlarından biri, Nisan 1943’te kaçmaya çalışırken öldürülen Stalin’in oğlu Jakow (Jascha) Dschughashvili’dir.

Kampta kalan yaklaşık 3.000 hasta, doktor ve hemşire 22 Nisan 1945’te Rus ve Polonya Kızıl Ordu birlikleri tarafından kurtarıldı.. Sovyet Kızıl Ordusu gelmeden 1 gün önce 21 Nisan 1945’te kamp Naziler tarafından boşaltıldı ,yaklaşık 33.000 mahkum kuzeybatıya doğru bir ölüm yürüyüşüne çıktı ve binlerce kişinin yollarda ölümü gerçekleşti..

1945’ten 1950’ye kadar kamp, ​​Rus gizli servisi NKVD tarafından özel bir kamp olarak kullanıldı. Burada; eski SS görevlileri, muhalif politikacılar ve Sovyet askeri mahkemeleri tarafından mahkum edilenler dahil olmak üzere yaklaşık 60.000 kişi hapsedildi, bunlardan 12.000’den fazlası yetersiz beslenme ve hastalıktan öldü. 

Kamp alanı Doğu Almanya hükümeti tarafından 23 Nisan 1961’de açılışı yapılarak ulusal bir anıt ve  bir anma yeri ilan edildi . Sachsenhausen Anıtı ve Müzesi, 1993’ten beri Brandenburg Anıtlar Vakfı’nın bir parçasıdır.
Bugün Sachsenhausen Anıtı ve Müzesi , eski toplama kampının bulunduğu yerde bulunuyor..Kamp döneminde inşaa edilen binaların tamamı ayakta değildir, bir kısmı yıkılmıştır. Tesis, bir anma ve geçmişi öğrenme yeri olmasının yanı sıra modern bir çağdaş tarih müzesi olarak da varlığını sürdürmektedir…Ayrıca kampta, 13 küçük kalıcı sergi, sitenin tarihinin farklı yönleri hakkında bilgi sağlamaktadır.. Ana giriş binası orjinali ile aynıdır ve demir kapısının üzerinde her “nazi kampında” olan alaycı slogan Arbeit macht frei “çalışmak seni özgürleştirir” yazısı ile dikkat çeker..

Daha fazla bilgi için https://www.sachsenhausen-sbg.de   linkini kullanabilirsiniz..

Leave a Reply